Puan vermedi·330 syf.····Okunma: 25 Temmuz 2025 08:20 Söz konusu resim, Belçikalı ünlü ressam René Magritte‘in Les Amants (Aşıklar) tablosuna aittir. Gerçeküstücülük akımının önemli bir temsilcisi olan ressamın seçilen tablosunu, aslında kitabın vermek istediği mesajların okuyucuya metaforik bir sunumu olarak görebiliriz. Mesela tutkulu iki aşığın bile birbirinden saklayabileceklerinin olduğunu düşünebiliriz. Ya da aşkın insanın gözünü kör edip kendi hayatından bile soyutlanma raddesine getirebileceği anlamını da çıkarabiliriz. Kitabı okuduğumuzda tüm bu anlamlar kafamızda netleşiyor. Ahmet cinayet haberini evine düzenli temizliğe gelen Hatice Hanım’dan öğreniyor. Cinayete kurban giden Arzu ise bu köyde Ahmet’in arkadaşı sayılabilecek ve evine girebilen sayılı kişilerden biridir. Eşi Ali Bey’i de aynı şekilde tanıyan Ahmet, dün gece çiftin evlerinde verdiği davete de katılmıştır. Bu da cinayet soruşturmasının şüphesiz bir yerinde bulunacağını gösteriyor fakat savcıdan ve polislerden önce onun kapısını çalan ise gazeteci genç bir kız oluyor.
Mesleğinin henüz çok başlarında olan gazeteci kız cinayetle ilgili önemli bir noktayı yakalayıp haber yaparak kariyerinde yükselmek istiyordur. Bunun için de dün gece davette olduğunu öğrendiği Ahmet’ten bir şeyler öğrenmek için kapısını çalıyor. Daha ilk dakikadan Ahmet’in garip bir insan olduğunu anlasa da ilk başlarda elinden geldiğince tahammül etmeye çalışır fakat garip adamın her kelimesi sinirini bozmaktan öteye gitmez fakat her ayrılmak istediğinde Ahmet öyle bir şey söylüyordur ki merakına engel olamıyordur ve yine dönüp dolaşıp kendini bu garip adamın yanında buluyordur.
Hatta Ahmet ona cinayetle ilgili haber değeri yüksek bir yasak aşkı anlatır. Çiftin evindeki bakıcı Svetlana ve Ali arasında yasak bir aşkın olduğunu, Svetlana’nın Ali’ye âşık olduğunu ve Arzu’dan kurtulmak için cinayeti onun işlediğini anlatır. Fakat öyle bir anlatır ki sanki o cinayet işlenirken evin bir köşesinden izlemişçesine detaylarıyla anlatır. Gazeteci kız duyduklarıyla dehşet içerisinde kalırken Ahmet bir anda gördüğü birkaç bakıştan sonra bu hikâyeyi kurguladığını söyler. Yani anlattıkları gerçek değildir, sadece onun kurguladığı bir hikayedir. Ahmet cinayet haberini evine düzenli temizliğe gelen Hatice Hanım’dan öğreniyor. Cinayete kurban giden Arzu ise bu köyde Ahmet’in arkadaşı sayılabilecek ve evine girebilen sayılı kişilerden biridir. Eşi Ali Bey’i de aynı şekilde tanıyan Ahmet, dün gece çiftin evlerinde verdiği davete de katılmıştır. Bu da cinayet soruşturmasının şüphesiz bir yerinde bulunacağını gösteriyor
Mesleğinin henüz çok başlarında olan gazeteci kız cinayetle ilgili önemli bir noktayı yakalayıp haber yaparak kariyerinde yükselmek istiyordur. Bunun için de dün gece davette olduğunu öğrendiği Ahmet’ten bir şeyler öğrenmek için kapısını çalıyor. Daha ilk dakikadan Ahmet’in garip bir insan olduğunu anlasa da ilk başlarda elinden geldiğince tahammül etmeye çalışır fakat garip adamın her kelimesi sinirini bozmaktan öteye gitmez fakat her ayrılmak istediğinde Ahmet öyle bir şey söylüyordur ki merakına engel olamıyordur ve yine dönüp dolaşıp kendini bu garip adamın yanında buluyordur.
Hatta Ahmet ona cinayetle ilgili haber değeri yüksek bir yasak aşkı anlatır. Çiftin evindeki bakıcı Svetlana ve Ali arasında yasak bir aşkın olduğunu, Svetlana’nın Ali’ye âşık olduğunu ve Arzu’dan kurtulmak için cinayeti onun işlediğini anlatır. Fakat öyle bir anlatır ki sanki o cinayet işlenirken evin bir köşesinden izlemişçesine detaylarıyla anlatır. Gazeteci kız duyduklarıyla dehşet içerisinde kalırken Ahmet bir anda gördüğü birkaç bakıştan sonra bu hikâyeyi kurguladığını söyler. Yani anlattıkları gerçek değildir, sadece onun kurguladığı bir hikayedir. Üniversiteden mezun olduklarında Ahmet iyi şartları sebebiyle Rusya’daki Türk bir şirkette çalışmaya başladığında bir süre sonra içi rahat etmez. Kardeşi için endişelidir, çılgın ruh halinden dolayı başını belaya sokmasından korkuyordur. Bu yüzden elektrik mühendisi olan kardeşini de yanına aldırarak gözünün önüne getirir. Artık iki kardeş de Borisov’da beraber çalışıyordu.
Ahmet’in anlatışına göre Mehmet’in Borisov’a gelmesi onun felaketi olmuştu. Mehmet orada Rus bir subayın kızı olan Olga’ya ilk görüşte büyük bir tutkuyla bağlanmıştı. Fakat Rusça bilmediğinden kıza dair hiçbir şey bilmiyordu ama onu bulmak hayattaki tek amacı olmuştu. Bu noktada ise Ludmilla’dan yardım istedi. Ama bu yardımın hayatını mahvedeceğinden habersizdi.
Ludmilla, şirket çalışanları için çevirmenlik yapan, ciddiyet ve disiplini elden hiç bırakmayan soğuk denilebilecek bir genç kızdır. Bu yardıma pek istekli olmasa da Mehmet’in gördüğü kızı sanki ilahi bir varlıkmış gibi anlatmasından dolayı biraz da merak duyarak yardım etmeye karar veriyor. Nihayet kıza tekrar ulaştıklarında kız kardeşi ve babasıyla askeri lojmanda yaşadığını öğrenirler. Kızın savaş gazisi ve ölmeye yakın babasının onayıyla Olga ve Mehmet artık günlerini iki sevgili gibi geçirirlerken, Ludmilla ve çevirileri olmadan ise hiçbir şey yapamıyorlardı. Mehmet bu çeviriler için kıza maaşının yarısını veriyordu, sonuçta Ludmilla çokça önemliydi aşkları için.
Ahmet, kardeşinin hikayesini ise gazeteci kıza yavaş yavaş sindirerek anlatıyordur. Bu hikâyenin onda sarsıcı etkileri olduğunu öne sürerek onu anlamasını da istiyordur. Böylece günler geçiyordur ve kız ne kadar inat etse de kardeşinin ne yaşadığını öğrenme merakından bu garip adamın yanından ayrılamıyordur.
Kardeşinin hikayesinde ise Mehmet’in aşkı katlanarak devam ediyordur. Olga’nın zaman zaman garip halleri olsa da ve karamsar ruh haline bürünse de Mehmet onsuz yaşayamayacağının farkındadır. Olga’ya hissettiği artık aşkın ötesinde tam bir kara sevda halidir. Mehmet bu kara sevdanın etkisinde Olga ile evlilik hayalleri kurarken bir anda tutuklanmasıyla tüm planlar bozuluyor. Mehmet ilk önce bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüp hemen kurtulacağını düşünse de bu esirlik, hayatından bir buçuk yılını götürecektir. Işık huzmesi bile göremediği bir hücrede insani tüm özelliklerini kaybetmiş bir vaziyettedir. Zaman, mekân, gerçek-kurgu ayrımında ciddi zorluklar yaşarken delirmenin eşiğindedir. Bir buçuk yıldır orada olduğunu bile hücreye gelen Amerikalı bir gazeteci sayesinde öğreniyor. Mehmet, o Amerikalı gazeteciye çıktığı zaman kendisi için Türk elçiliğine ulaşmasını ve kendisini unutmaması için adeta yalvarıyor. Gazeteci ona ve durumuna acıyarak sözünü veriyor fakat Mehmet’in kalbinde onu unutacağının korkusu duruyor. Ama aynı zamanda kurtulmaya dair bir umut da yeşeriyor içinde. Ludmilla da zamanla Olga’ya âşık olmuştur ve asılsız ihbarı yapan da kendisidir. Böylece Mehmet bu üçgenin dışında kalmıştır. Annesinden genetik bir ruhsal hastalığa sahip olan Olga’yı ise çoktan kendine bağlamıştır. Mehmet tüm bu öğrendiklerinden sonra sessizce ayrılır yanlarından. Artık o dünyadan soyutlanmış gibidir. Kitabın sonunda Ahmet’in -ki aslında Mehmet- savcıya yazdığı bir mektup ve bir savcılık karar yazısı bizleri bekliyor. Orada tüm gerçekleri öğreniyoruz. Savcıya yazılan mektupta ilk olarak Arzu cinayetini işleyeni öğreniyoruz. Kitaptaki bölüm başlıklarının harflerinden bir bulmaca ile ulaşıyoruz katile. Çok da beklemediğimiz bir isim bu: Muharrem. Ahmet’in evine temizlik için gelen Hatice’nin hasta oğlu. Her ne kadar buna şaşırsak da aslında tam burada cinayeti ve bir katilin olduğunu unuttuğumuzu anımsıyoruz. Çünkü odağımız Mehmet’in hikayesindeydi.
Savcılık karar yazısında ise Ahmet’in kazada aslında öldüğünü ve tek kurtulanın Mehmet Arslan olduğunu öğreniyoruz. Ahmet olarak okuduğumuz karakter Mehmet ise aşk acısının ve yanlışlık uğruna hapsolduğu esirliğin verdiği duygusal travmaya at saldırısının eklediği fiziki travma ile kendine yabancılaşarak ölen ikizinin kimliğine sığınmış.