Sesli kitap olarak dinledim (Storytel).
Mina Urgan’ ın yaşına hürmeten dinlemek istedim bu kitabı. Bana göre çok şey görmüş, çok şey yaşamış biri olmalıydı.
Umduğumu bulamadım.
Anıları elbette kıymetli. Bu ülkeye kıymet katmış insanlar var bu kitapta. Ancak kitap bir fikir kitabı değil. Ders alınabilecek hikayeler vs anlatmıyor. Edebî yanı da yok.
Bilemiyorum, belki de ben çok fazla şey bekledim.
80 küsur yaşlarında yazılmış bu kitap. Özellikle ilk bölümler muhtemelen o yaşın getirdiği öfke birikimi, ‘ben salt doğruyum bu tartışılamaz’ tavrıyla doluydu. Günlük hayatta hoş görülebilirse de saatlerimi alan bir kitap için beni rahatsız etti. Ancak sonraki kısımlarda, başka karakterlerle olan anıların yer alması bir miktar keyiflendirdi dinlemeyi.
İyiki basılı kitap olarak değil sesli kitap olarak, genel geçer konumlarda, hızlandırılmış olarak dinledim. Ancak bu şekilde bile fazla uzundu.
______
Oysa bedenin çöküşü, beynin temposunun ağırlaşması bir yana bir çok felaketi daha vardır ihtiyarlığın. Bunların en korkuncu sevdiklerinin ölümüdür. En yakın arkadaşların ölür. Gencecik insanlar ölür. Doğurduğun çocuk ölür. Ölüler çiçek açar toprağın altında. Haberler gelmez olur. Kapı zilleri çalmaz. Telefonlar susar. Ama ölüler şarkı söyler toprağın altında...
… kaldı ki kendini öldürmek kolaydır. Anlık bir cesaret meselesidir sadece. Asıl zor olan yaşamaktır. Bunca felâket arasında, fazla rezil olmadan yaşamak gücünü bulmaktır asıl zor olan.
Türk sarhoş olunca, ya ağlar, ya kavga çıkarır. Rum ise, sarhoş olunca, oynayıp şarkı söyler.
“Herkesin aşk acıları vardır, benim de arkadaşlık acılarım var.” _Behice Boran