Hayatın tam ortasında, zaman zaman içimizden bir şeyler eksilir: umut, neşe, yön, hatta bazen anlam. İşte Matt Haig’in Rahatlama Kitabı, tam da o anlar için yazılmış gibi. Ama bu bir reçete değil; bu, kaybolduğunda oturup sessizce yanında kalacak bir dostun fısıltısı gibi. Ve belki de en çok bu yüzden güçlü.
Kitap, klasik bir roman değil ama bir hayat hikâyesi kadar gerçek. Haig, her satırda okura “yalnız değilsin” demiyor bunu zaten herkes söylüyor o, bunun nasıl bir his olduğunu yaşatıyor. Çünkü bu kitap, doğrudan kalpten yazılmış. Kimi zaman bir düşünce, kimi zaman bir hatıra, kimi zaman da bir cümleyle bastırılmış duyguların üzerindeki örtüyü hafifçe kaldırıyor.
İçinde geçmişe dair kırılgan izler taşıyan bir anlatıcının gözünden, yaşamın boğuculuğuna karşı verilen içsel bir mücadeleyi okuyoruz. Her satır, bir olayın değil, bir halin, bir duygunun izi gibi. Bu anlatıcı bazen bir sokakta yürürken kalp atışlarının yükselmesini, bazen de sabah uyanamamanın arkasındaki sebebi açık etmeye çalışıyor. Ve biz, bir olaylar zinciri yerine, duyguların değişimini izliyoruz yavaş yavaş, ama derinlemesine.
Kitabın içinde hikâyeye dair net bir çizgi olmasa da, bir karakterin iç sesi, düşünce akışı ve duygusal dönüşümü bizi bir anlatının içine çekiyor. Bu anlatıcı bazen geçmişindeki kaygılarla, bazen bugünkü çaresizlikle, bazen de geleceğin belirsizliğiyle savaşıyor. Ancak bu savaş, dramatik değil. Aksine sessiz, içsel, herkesin bir gün mutlaka kendi başına verdiği türden. Belki bu yüzden etkileyici. Belki bu yüzden bu kadar tanıdık.
Matt Haig, zaman zaman sadece bir cümleyle bir insanın bütün duvarlarını indirebiliyor. Mesela, “Bugün nefes almak bile zor geliyorsa, sadece nefes al.” gibi bir cümle, sayfalarca açıklamaya gerek bırakmıyor. Hikâye burada kelimelerin değil, duygunun taşıdığı ağırlıkla ilerliyor.
Eğer kitapta eksik kalabilecek yerler varsa, bunu karakterin isimsizliğinde ya da geçmişin pusluluğunda bulabiliriz. Ama o eksiklik, bilinçli. Çünkü burada amaç bir sonuca ulaşmak değil; devam edebilmenin mümkün olduğunu göstermek. Ve belki bir sabah, hiçbir şey değişmemiş gibi görünse de, içinde küçük bir kıpırtı hissediyorsan, işte kitap tam da bunu yapmış oluyor.