Puan vermedi·224 syf.····Okunma: 29 Temmuz 2025 19:53 “Bi sabah uyanıyosun, kapıda abuk sabuk iki adam. Hayırlı işler, sen tutuklusun.”
Ama niye?
Bilmiyoruz.
Kafka da bilmiyor.
Zaten kimse bilmiyor.
Josef K.’nın başına gelen şey tam olarak bu:
Adam gayet güzel uyanıyor, kahvaltısını edecek… bi bakıyor, “Devlet” kapıda.
“Ne yaptım ki ben?” diyor.
“Yok ya, önemli değil, sen yine de bizimle gel.”
Açıklama?
Yok.
Suç?
Yok.
Ama suçluluk hissi bol. Kafka ne yaptıysa adamın içine vicdan azabını cinayet silahı gibi bırakıyor.
Bu kitap sanki çağımızın WhatsApp grubunda yaşanıyor:
Gruba eklenmişsin, mesajlar dönüyor, ama kimse sana konuyu anlatmıyor.
Sen de öyle boş boş bakıyorsun: “Ben napıyorum burada ya?”
Dava öyle bir kitap ki, okurken içinden şunu diyorsun:
“ben de bi şeylere karıştım galiba ama... neye karıştım bilmiyorum.”
Bürokrasi desen var, varoluş sancısı desen oluk oluk, absürtlük desen diz boyu.
Üstüne bir de herkes çok ciddi.
Bir tek biz okurken hafifçe gülüyoruz... sonra gülümsemenin altında bir endişe hissediyoruz.
Yani neye güldüğünü de tam bilemiyorsun, iç burkan cinsten gülüş.
Sonu mu?
Yine Kafka klasiği:
“Bu kadar mı yani?”
Evet.
Bu kadar.
Sistem seni öyle bir ezip geçiyor ki, ayağa kalkmaya kalktığında hâlâ neden düştüğünü bilmiyorsun.