Bugün Ne?*
Saat gecenin bir buçuğu (bugün günlerden ne?)
Gözlerinden uyku akan bir taksinin içindeyim
Geçip gidiyorum bütün hayatımı da seni de
Başkent en pahalı örümceğini biriktiriyor
Unutkanlık, acı, acılar, acılarımız
Biliyorum sen kaldın bir de hayatım kaldı geride Eğlencenin (bayağı bir şölendi) ilerlediğini
Bir karnaval tadıyla ilerlediğini
Bir adamin bir yük anlattığın, bir türkü söylediğini
Bir kadinin saat onda masadan kalkıp gittiğini Merkez kaymakamını, rejisör yardımcısını, Medet'i
Ve sonunda içinde yirmi çocuk taşıyan bir minübüs gibi ÇARPIŞTIĞIMIZI. Senin başın dönüyor, benim bir ayağım basmıyor
Nasıl oluyor bütün bunlar nasıl oluyor?
Biliyorum tek bir güvercin onaylamayacak bunu
Tek bir sokak tek bir tezgah tek bir saniye
Eksikliğe mi alışmışım ne? Mutsuzluğa mı yoksa?
Her şeyin ilk kez tam olmasın istiyorum da o mu olmuyor?
Neden kişi bir çiçek koparır gibi kaldırıyor da kadehini
Sonra kırgınlıkla vuruyor masaya elindeki sübyeyi?
Tek bir köpek onaylamayacak bunu tek bir Mayıs Ne mi bugün? Perşembe. Sabah erken kalkmıştım Hazinenin serin ve ışıksız koridorlarından, Gelile'den;
Kağıt hışırtısıyla dolu Bütçe'nin içinden
Bakanlık berberine selâm vererek
Gelmis girmiştim odama (seviyorum da bu odayı
Evet girmiştim, şimdiyse seni ve hayatımı
Ne olduğu iyice kestirilemeyen bir parıltı gibi
Geride bırakarak gidiyorum. Nereye?
Yarın bütün bu ağaclar sulayacaklar
Ağacların Afroditini anımsadım şimdi
O ağacın yanından geçerken gökyüzü ne derindi
Ama bugünkü gökyüzü onun Ayrılıkça' ya berbat bir çevirisi
“Sen metinde her nasılsa üç satır atlamıştın
Ben de geçmise çevirdim bütün gelecek zaman kiplerini
Böyle yetişmişim ben, içim götürmez kenarindan azıcık kesilmiş ekmeği”
“Hiç animsamiyorum tam dolu olmayan bir bardaktan su içtiğimi”
Karnaval. Soytarılar. Maskelilerle birleştiriyoruz masamızı
Bizim payımıza düştü şölenin kaçınılmaz trafiği
Gülüşlerimiz nasıl da söndü galadan sonra sokağa atılan çiçekler gibi
Ve simdi: iki kere iki.
Kırdım, evet, seni. Ama kırmıştın beni
Hadi sadece kırılmıştım diyerek önleyeyim herhangi bir eleştiriyi
Kalbim, Kalbim! Söyle şimdi ne yapacağım ben bu kalbi?
Ne yaparim söyle daha da derine düşerse yaram
Ben sana rastladığım günlerde, hangi günlerdi onlar Tuhaf şey bir günde değişiyor kişi
Senden öncesi öyle uzak ki anilar bile yok sanki
Geldin masaya oturdun ve hayatımı böldün bir milât gibi
Ve tavukçudaki hırslı Roma Valisi
Yani Pontus Pilatus birlikte kurduğumuz isa'lari çarmıha gerdi
Ve sen üç satır atladın neden atladın
Tek bir kuş tek bir şapka tek bir çorap onaylamayacak bunu
Tek bir Çiçek anlamayacak
Su zambakgillerin akil almaz işlerini
Tek bir insan anlamayacak
Fazil': Isı boşalmağa yüz tutmuş o şiir tankerini.
Ve Tahsin: Onu bir duygu taşeronu olarak ananlar olacaktır
Operada Cinayet imgesine uygun işler yaptı bu ikisi
Bense sesizce ayrılıp gittim yarasını kuliste saran bir soytarı gibi
Tavukçu benim için artık tavanın suyunun suyu gibi
Sana gelince, ah sen yok musun sen
Bir daha rastlar mıyım sana
Günlerin ne getireceği bilinmez ki
Ben bu şiiri yazdim barok bigimi
Her gün bir şiir yazacağım sana.
Takvim olsun bu: aşkımın takvimi
İşte sana sayfalarin ilki
Sayfa 349 - Can yayınları, 8.Baskı