·310 syf.····Okunma: 29 Temmuz 2025 00:48 Murat Menteş'i okumaya ilk başladığımda dili absürt, aynı zamanda toplumsal mesajlar veren, kitaplarındaki başlıklar bazen komik bazen bir şairden, bir filmden, bir şarkıdan yazdığı kitapla alakalı konuya göre arasından seçip bulabilen biri olmasi hasebiyle ilgi çekici gelmişti. Fink ise Murat Menteş değil. Kitabın içersinde bir edebi kısım bulamadım. Tek cümleyle Türkiye'de tanınmayan Türk bir modelin Hong Kong'ta ve gezdiği yerlerdeki yaşadığı süreçte yaşadığı aidiyet kaybı Kitapta MM ile tanıştıktan sonra bir şey değişmedi. Goku evlenince bir şey değişmedi, boşanınca (ki neden boşandığını da bilmiyoruz) değişmedi. Çocuğu oldu değişmedi. Goku'nun içsel sancılarını okuduğumuz bir kitap oldu. Ama burada beğenilmeye değer o kadar az şey var ki, puanın bu kadar yüksek olmasına asla anlam veremedim. Kitapta evet simdi bir seyler olacak diyorsunuz, yok olmuyor. Tamam artık hikaye akışı bununla bağlantılı olacak diyorsunuz, e o da yok.
Peki neden 3 puan?
Seci sanatıyla roman yazması halihazırda pek karşılaşılmayan belki de günümüzde hiç yapılmayan, özgün bir tarz. Konu itibariyle Göksenin'in MM ile tanışması ve bundan sonra yazılış hikayesi ilgi çekici, Göksenin'in içsel çatışmaları (sürekli ölümle yasam arasında gidip gelmesi (4-5 kere silah çekilmesi ama her seferinde bu son derken aslında yaşamın devam etmesi, depresyon sürecindeki intihar girişimi), yaşadıklarını anlatırken bile karar vermeyip sürekli 2000-2018 arasında bizi bir ordan burdan gezdirmesi bize dolaylı bir mesaj veriyor. Göksenin kendi ülkesinde itibar göremiyor ama oraya ait hissediyor, itibarı buradan bekliyor. Model dünyasındaki uyuşturucu, seks, alkol üçgeninin tam ortasında ama dini vecibelerini hayatının ön planına koyan bir Müslüman. Kendinden emin olmayışı da bundan. Nerede ve kim olduğuna karar verememesi.
Gelgelelim 294 sayfalık bir kitapta uyuşmazlık yaratacak kitabı elden bıraktıracak birkaç cümle mevcut. Zaten MM'nin Nişanyan ile bir videosu da vardı yanılmıyorsam. Anti Kemalist Kadir Mısıroğlu'na övgüler yağdıran birisidir Nişanyan. Şu anda, Ermeni olduğu için ayrımcılığa uğradığından bahisle (alakası yoktur, Atatürk hakkında söylediklerinden insanlar kendisini sevmez ve Nişanyan sözlük ve harita gibi yerlerde algı yapan Kürt ve Ermeni övücüsü, Türk halkının tam karşısında bir heriftir. Kendisini entelektüel aydin diye tanıtarak da aynı zamanda kahkahadan patlatır) sığınma talebinde bulunduğu yanılmıyorsam Yunanistan'da yaşamaktadır. Bu gibi şahsiyetlerin yanında kitaptaki Ahmet Kaya sevgisi ve en sonunda rahmet edilmesi gerçekten kanıma dokundu. Ben, benim halkımın yanında olmayan "orada ölen gerillaya da yazık" diyen "vallahi ap*yu özledik" diyen birine rahmet okumam. Kendi ülkemdeki bir kitapta da rahmet edilmesini istemem. Aynı zamanda kitapta "İngilizce yerine Kürtçe öğrenmeliydik." "Türkçe bilen yoktu. Yabancı bir ülkede gibiydik." Şeklindeki cümleleri okurken kitabı orada sonlandırmak istedim yine de eski bir dost gibi kitaba katlandım. Bu cümleler neye hizmet ediyor? Yabancı bir ülke gibi söylemler asla masum söylemeler değildir. Neyi normalleştirmek istiyorlarsa öyle veya böyle bir şekilde araya ekliyorlar. Kürtçeyi ne diye öğreneceğiz? Suriye iç savaşından Türkiye'ye gelen sığınmacılar her nasıl Türkiye'nin sahibi değilse 90'larda Irak'tan Türkiye'ye yerleştirilen 40.000 Kürt için de ayni şeyi söylemek lazım. Şimdi düşününce bu kitaba 3 bile çok, yıldızı dahi hak etmiyor.
Birileri abartı bulabilir bu dediklerimi, sözleri oradan oraya çektiğimi söyleyebilir. Benim esnek olmadığım ve bu söylemlere müsamaha göstere göstere göstere bu hale gelen ülkemde artık hiçbir tahammülüm kalmadı.
3 kişinin katili Emrah Serbes değinmelerine de başlanmış, süper. Cezaevine girince bir şeyler değişir kesinlikle diye düşünmüştüm. Yanılmışım.