Elizabeth Strout 'un Benim Adım Lucy Barton adlı romanı yaralarla dolu bir aileden çıkan bir yazarın yavaş yavaş bu yaralarıyla yüzleşmesinin hikayesini anlatıyor.
Lucy, hiç beklemediği anda hastane de uzun süre kalmak zorunda kalır. Bir gün ansızın uzun yıllardır görmediği annesi ona refakat etmek için çıkar gelir. Beş gün boyunca annesi ile bir odada
kalan Lucy, annesi ile daha samimi olmak ister ancak annesi tam anlamıyla orada sadece oturur. Aralarında bir kaç dedikodu ve kahkaha dışında bir şey geçmez. Ancak Lucy'nin kafasının içinde yoksulluk içinde büyümesini, istismara uğramasını, her şeyi üstünden gelmesini, annesinin kendisini sevip sevmediğine dair endişeni görüyoruz. Annesinin gösterdiği minik sevgi kırıntıları dışında aralarında başka bir sıcaklık yer almıyor.
Lucy'nin travmalarından biri olan kamyonda yaşananlar gerçekten vurucuydu. Ama kitaba başlarken daha başka bir hikaye beklemiştim. Ancak kitabı bitirip bırakınca aslında yaşadığımız ufak olayların yetişkinliğimize nasıl etkisi olduğunu, tüm duygularımızı nasıl etkilediğini fark ettim. Çocukken anne babamızın farkında olmadan yaptığı bir şeyin yıllar geçse de bizde bir iz bırakması çok ilginç. Lucy'nin anne babası da aslında iyi bir ebeveyn olduklarını düşünüyorlardı sanırım kendilerince. Sadece o sevgilerini gösteremiyorlar kısmı onlarda çokça bulunuyordu. Hikayede çok etkileyici öğeler olmasa da ben kitabı sevdim. Merak edenlere tavsiyemdir.