Gönderi

Orhan Pamuk’un yazınında bir okur olarak kaybolmak
Puan vermedi·211 syf.··
2025 59. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 01 Eylül 2025 15:09
Orhan Pamuk’un kitaplarını okurken hep aynı hissi yaşıyorum: sanki bir karakterin zihnine girip onunla beraber dolaşıyorum sokaklarda, birlikte düşünüyor, birlikte susuyorum. Yazdığı dil sadece anlatmak için değil, hissettirmek için var gibi. Karakterleri öyle bildik, öyle gerçek ki bazen bir yerlerden tanıdığımı sanıyorum; belki eski bir komşuya, belki bir aile büyüğüne benziyorlar — ya da sadece bana benzeyen bir yanları var. Pamuk’un erkek karakterlerini üç aşamada düşünürüm hep. Önce bir “hamlık” dönemiyle tanışırız onlarla. Genellikle ne istediklerini bilmeyen, biraz kafası karışık, yaşadığı hayata tam da ait olmayan genç erkeklerdir bunlar. Ardından “farkındalık” gelir: hayatın onlara sunduklarını ya kabullenmeye başlarlar ya da bazı düşlerden vazgeçerler. Hayatı anlamaya başlarlar ama hâlâ içinde bir eksiklik taşırlar. Ve son olarak olgunluk... En büyük kırılma anı gelir. Kimi zaman bir kayıptır, kimi zaman bir terk ediliş. Ama sonunda karakter dönüşür, kabullenir, büyür. Kadın karakterler ise çoğunlukla güçlüdür. Bazen çok zeki, çok gizemli ve bağımsızdırlar; bazen de bir erkek üzerinden değil, kendi iç yolculuklarıyla var olurlar. Pamuk kadınları cinsel bir obje gibi sunmaz ama onların gizemini hep korur. Bazı kadın karakterleri hâlâ aklımda silinmeden duruyor — çünkü bir insanı değil, bir hissi, bir özlemi temsil ediyorlar çoğu zaman. Pamuk’un aşkı anlatışı da bana hep başka türlü gelir. Aşk onun kitaplarında genellikle ulaşılmaz bir şeydir. Peşinden gidilen, dokunulsa da tam sahip olunamayan bir varlık gibi. O kadın genellikle bir hatıra, bir iz, bir hayal gibi yer alır romanın merkezinde. Ve çoğunlukla erkek karakter bu aşkı kendi iç dünyasını anlamak için bir araç gibi yaşar. Belki de aşkı değil, aşkın onda bıraktığı boşluğu sever. Romanlarında İstanbul’un izleri her yerde. Mahalle bakkalından eski sinemalara, sokak aralarına, rutubetli evlere kadar. O şehir sadece fon değil, canlı bir karakter gibi. Sadece büyük olayları değil, bir fincan çayın buğusunu, eski bir anıyı, çocuklukta yenilen bir simidi bile anlatıyor. Bu detaylar bazen öyle bir dokunuyor ki sanki kendi çocukluğuma dönüyorum okurken. Pamuk’un yazdıklarında psikolojik derinlik de var. Karakterleri asla mükemmel değil. Hatalı, takıntılı, bazen bencil, bazen kayıp... Ama o yüzden gerçekler. Gerçek hayat da öyle değil mi zaten? Tabii ki her zaman her romanı aynı derecede sevdirmez kendini. Bazılarında fazla tekrar hissi, bazılarında ise anlatılan fikirlerle diğer kitaplarındaki temalar arasında çelişkiler görülebilir. Ama bu da onun zihin dünyasının karmaşık doğası belki de. Onun metinlerinde bazen çok aşırıya kaçan postmodern oyunlar da var; her zaman herkesin ilgisini çekmeyebilir. Ama yine de o anlatımın içindeki duygu, detay, içtenlik ve anlatıya gösterdiği titizlik çok kıymetli. En çok da şu özelliğini seviyorum: bir sahneyi okurken kendimi içinde bulmam. Bir çay bardağını öyle anlatıyor ki o buğu yüzüme vuruyor sanki. Ya da bir karakterin içinden geçen cümleleri ben de yıllardır düşünüyor gibiyim. Belki bu yüzden seviliyor; çünkü hayatın karmaşasını, kırılmalarını, sessizliklerini ve küçük sevinçlerini bizim yerimize yazıyor. Evet, bazen sivri köşeleriyle insanları rahatsız ediyor, bazen fazla karışık ya da mesafeli bulunuyor. Ama her şeye rağmen Orhan Pamuk, çağdaş Türk edebiyatının en özel anlatıcılarından biri. Çünkü hikâye anlatmayı bir meseleye dönüştürmüş bir yazar o. Ve bizi sadece bir romanın değil, kendi içimizdeki derin bir boşluğun içine de sokuyor.
Duygu ve Düşünce
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,1bin okunma
·
69 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.