Haruki Murakami’nin Şehir ve Belirsiz Duvarlarını yeni bitirdim…
Bu kitap aslında bir aşk hikayesi gibi başlıyor ama çok daha fazlası. Birini sevmişsin, o kişi artık yok ama hisleri sende kalmış. Sadece o kişiyi değil, onunla birlikte kaybettiğin bir “sen”i de arıyorsun. İşte Murakami bu duyguyu öyle bir anlatıyor ki, sanki senin zihnine girip kelimelere dökmüş gibi.
Kitapta gerçek ve hayal birbirine karışıyor. Bazı yerlerde "bu gerçekten oluyor mu, yoksa sadece karakterin zihninde mi?" diye sorguluyorsun. Ama Murakami bunu kasvetli değil, büyüleyici bir dille yapıyor. O tipik yalnız adam anlatımı, kayıp bir kadın, gizemli şehirler, rüyayı andıran sahneler yine var.
Ama en çok şunu hissettim: Hepimizin içinde, kimsenin giremediği bir şehir var. Ve o şehrin etrafında belirsiz duvarlar örmüşüz. Kimi zaman o duvarları aşmak istiyoruz, kimi zaman da orada kalmak daha güvenli geliyor.
Eğer daha önce Murakami okuduysan, bu kitap seni epey içine çekecektir. İlk kez okuyacaksan da başlangıç için biraz yoğun ama çok anlamlı bir seçim olabilir.
Yavaş yavaş, sindirerek okuyacağın bir kitap. Altını çizmek isteyeceğin cümle çok. Okuduktan sonra da biraz dalıp gideceksin muhtemelen.
Tavsiye ederim. Ama kafan sessizken, kalbin biraz boşluk hissediyorken oku. Daha çok şey anlatıyor o zaman.
Inst.@paktelinkitapligi Haruki Murakami