Hanno Sauer, ahlakı sabit ve evrensel bir normlar kümesi olarak değil; tarihsel olarak şekillenen, toplumsal ihtiyaçlara yanıt veren bir yapı olarak ele alır. Ahlak, insan türünün birlikte yaşayabilmek için geliştirdiği; güven, karşılıklılık ve işbirliği gibi sorunlara çözüm üretmeye yönelik bir normlar sistemidir. Bu nedenle yazar, ahlakı yalnızca “iyi” ve “kötü” ayrımına yanıt veren bir değer yargısı olarak değil; hangi bağlamda, kimler tarafından ve hangi işlevleri üstlenmek üzere üretildiğini sorgulayan bir inşa süreci olarak düşünmeye çağırır bizi. Ancak kitabın ilerleyen bölümleri, kültürler arasında bazı temel ahlaki ilkelerde yüksek düzeyde ortaklık olduğunu da ortaya koyar. Yani yazar, ahlakın icat edilmiş bir yapı olduğunu savunurken, bu icatların bazı ortak biçimlerde ortaya çıkabildiğini de teslim eder.
Kitabın ilk bölümleri bu “icat” fikrine güçlü bir teorik zemin sunar. Evrimsel biyoloji, grup psikolojisi, ceza, karşılıklılık ve güven gibi kavramlar üzerinden ahlakın neden genetik değil, kültürel yollarla kurulan bir pratik olduğunu gösterir. Ahlak, birlikte yaşamaya dair zorluklara verilen kültürel bir yanıttır; sabit değil, uyarlanabilir ve bağlama duyarlıdır.
Yazar kitabın ilerleyen bölümlerinde, günümüzün ahlaki krizini bir temsil krizi olarak tanımlar: kutuplaştırıcı söylemler, insanların ortaklık taşıyan yönlerini değil; farklılıklarını ve kimlik aidiyetlerini görünür kılar. Evrimsel işbirliği davranışı, günümüzde dar kimlikler etrafında şekillenerek kolektif dayanışmanın önünde bir engele dönüşmüştür. Bu nedenle yazar, “biz” ve “onlar” ayrımını aşan, daha kapsayıcı ve temkinli bir toplumsal işbirliği anlayışının inşa edilmesi gerektiğini savunur. Gerçek ahlaki ilerleme, toplumda en dışarıda bırakılanı merkeze alma cesaretiyle başlar. Bu dönüşüm dışlananların haklarını tanıyan, görünmez olanı tanımlayan ve kapsayıcı kurumsal yapılarla gerçekleşebilir. Ahlak, yalnızca bireysel vicdan meselesi değil; kolektif yeniden yapılanmanın zemini olmalıdır.
Ahlak, günümüzde sıkça bir kontrol aracı, bir baskı mekanizması olarak kullanılsa da; çıkış noktası silahlarını kuşanmış bir zorbalık değil, zarar vermemeyi, dürüstlüğü, iyiniyeti ve hakkaniyeti esas alan bir birlikte yaşama arzusudur. Hukuk temelli düşünen biri olarak bu ilkeleri merkeze aldığımızda, ahlakın hepimize yeten, hepimize esenlik getiren bir dünyanın taşıyıcısı olabileceğine inanıyorum. Bilmem sen de inanır mısın Can…