"Bir parça bağırsak, kabın içinde sırıtıyordu.
Bir zamanlar babamın iğneli dilindeki lakırdı ağzımdan dökülüverdi: Dayı parçası."
Derin bir bağla bağlı olduğu dayısının son günlerinde dayısına yardımcı olmaya çalışan anlatıcımız bizi ölüm ve yaşam üzerine sorgulamalara itiyor.
Kitap tanıtımında 39 kısa öyküden oluşan dese de şöyle demek daha doğru olur: 39 başlıktan oluşan roman. Romandan beklentim yüksekti zira son günlerini yaşayan bir sevdiğimiz ile olan tecrübelere dair her roman beklenti yükseltir. Ama anlatıcımız yersiz bir mizaha o kadar sık başvuruyor ki başlarda keyifli gelse de bir süre sonra sıkıyor. Çiğ ve boğucu bir mizah sayfalardan akmaya başlıyor. Yazarın neredeyse her cümlede bir gönderme yapması (bir şarkı sözüne, bir deyime, bir repliğe vs) ise işi iyice çığrından çıkarıyor.
Bu olumsuzluklara rağmen yazarın yerinde tespitleri, sağlam gözlemleri, vurucu cümleleri kitabı okutuyor. Ben arafta kaldım. Okuyanlara keyifli okumalar dilerim.
Kitapta hoşuma giden cümlelerden birkaçını paylaşıyorum.
Her yer bana kaygı her davranış bana tasa. Sy14
Mümkün atına binmiş imkânsızı kovalıyorum. Sy19
Gençtik, canımız sıkılırdı boyuna, hayatını uzunluğunu düşündükçe can sıkıntısı büyürdü. Cahillik işte. Sy25
Belirsizlik zaman duygumu silmişti. Sy33
Geçmişimden soğudum. Şimdim donuktu, geleceğimse buz çağı. Sy46
Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak evladır. Sy56
Dile döksem kim duyar, ne işe yarardı? Ölümün gölgesi altında koşturup söylenmeler, delice yapıp etmeler. Gülünç bir zavallılığı sürdürmeyi umut, kuru bir soluğu sevinç saymaktan başka ne geliyor elden? Hiç. Sy70
Neredeyse otuz yıl önce okuduğum romanın, "Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum." girişini bu merdivenlerden inip çıkarken yineleyip eğlendiğim gözü kara zamanları özledim.
Dayım öldü bugün. Belki de hiç, bilmiyorum. Sy56
Ahmaklar güldürür, cahiller korkutur beni. Sy82
Kalem erbabı kendi meşrebince geziniyor ölümün dehlizlerinde. Sy106