Kitabı ilk gördüğüm an zihnimde Thoreau’nun ‘Yürümek’ kitabı belirdi. Bundan üç sene önce tavsiye olarak verdiğim bir kitaptı. İçeriğine baktığımdaysa bunun yanında Nietzsche ve Kant gibi benim yakından ilgilendiğim kişilerin yine yürümek konu başlığı altında bölümlerinin olduğunu gördüm. Bilinçli, ilgi alanlarım bağlamında seçilmiş bir kitap olup okuduktan sonra da beni hayal kırıklığına uğratmadı.
Yürümek kitapta da bahsedildiği üzere bir tür içe dönüş, yaratıcılık ve kendini dönüştürme eylemi. Nietzsche’nin yaptığı uzun yürüyüşler üzerinde durulmasıyla birlikte, onun yürümek eylemine yüklediği büyük anlam da çok güzel bir biçimde açıklanmış. Onun için günün yürüdüğü saatleri asıl felsefi çalışmasını, işini ortaya koymasına olanak sağladığı ve diğer eser ve fikirlerin yorumunu yapmaktan ziyade kendi fikirlerini ortaya koymasına destek olan bir zaman dilimi. Özgünlüğünün destekçisi. Ayrıca kitapta bahsi geçen bütün düşünürlerin üzerinde durduğu ortak noktalardan biri de zihnimizin, berrak çalışması için fiziki bir desteğe ihtiyaç duyduğu. Telaşsız ve kendi başına yapılan yürüyüşler üretici beyni besler nitelikte. Tüm bu bahsedilen insanların bir yürüme rutini var. Az yeyip, her gün yürüyüp olabildiğince üretiyorlar. Zihinlerini serbest bırakıyorlar. Benim de yaşamımda benimsediğim az öğün yapmak üzerine örnekler verilmiş. Gandi başlarda et tüketmezken, hayatının ilerleyen safhalarında yalnızca taze meyve ve cevizle beslenmiş. Son sayfalarda ise Gandi’nin üzerinden yürümenin bir başkaldırı olması durumuna değinilmiş. Değiştirmek istediğimiz şeyler olduğunda, bir fikri savunduğumuzda, toplumsal sorunlar baş gösterdiğinde yine yürümeye başvururuz. Kısacası yürümek o kadar güçlü bir eylem ki, birçok toplumda bir araya gelip yürüyen insanların bir şeyleri değiştirme ihtimalinden korkulmuş. Öneridir.
Bahsedilen eser ve kişiler üzerinde uzun zamandır çalıştığımdan 10/10 bir keyif aldım.