·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Ağustos 2025 01:02 Türkiye'nin yakın tarihiyle ilgili okumalarımda bence çok önemli bir kitap oldu #k:438948. Okurken çoğu yerde dişlerimi sıktım, ağladım. 30 yıldır kaybolan yakınları için mücadele eden bu insanlara devlet tarafından yokmuş gibi davranılması, hor görülmesi, tartaklanması, adalet mücadelesi verirken bürokrasi ile uğraştırılması akıl alır gibi değil. Özellikle son yıllarda birbirimize şu cümleyi kuruyoruz sevdiklerimizle. "Allah kimseyi bu ülkenin karakollarına, mahkemelerine ve hastanelerine düşürmesin." Bu ülkede hak ve adalet arayışı o kadar zor ki! Yakınınızı kaybetmeniz yetmiyor, kendi sağlığınızı, canınızı, malınızı, akıl sağlığınızı ve yuvanızı kaybedebiliyorsunuz. Hayat kaldığı yerden devam etmiyor bu insanlar için. Tüm bu yaşananlara bakıyorum da; anneler ve babalar geride kalan evlatlarına nasıl bakabilmiş, çocuklar büyümüş, kardeşler evlenip yuva kurmuş. Bizim dertlerimizi bu insanlarınkiyle karşılaştırınca maalesef şükredesim geliyor kendi halime.
1980 darbesiyle beraber sistematik bir şekilde polis ve asker tarafından bu ülkenin evlatlarına işkence uygulandı uzun zamanlar. Özellikle solcular, Kürtler ve Aleviler bu yaşananlardan en çok nasibini alanlar. Düşünebiliyor musunuz gözaltında, hapiste, sorguda insanlar kayboluyor. Aileler yakınlarını bulmak için karakolları, hastaneleri hatta mezarları geziyor. Devlet inkâr ediyor ama sonradan gerçekler ortaya çıkıyor. Issız ormanlara cesetler bırakılıyor, kimsesizler mezarlığına gömülüyorlar hatta kuyuya atıp üzerilerine taş dolduruyorlar.
Mardin Dargeçit'te henüz 13 yaşındayken gözaltına alınan Davut Altunkaynak'ın cesedini yıllarca arıyor babası. Çocuklara bile Filistin askısı yapıp, işkence ediliyor. 1995 yılında kaybolan oğlunun kemiklerini 2012 yılında bir kuyunun en dibinde tam 120 metre aşağıya inerek buluyor Abdülaziz Altunkaynak. Ve devlet oğlunun kemiklerini poşete koyarak teslim ediyor. Bu acıyı yaşayan insanlar devlete nasıl güvenebilsin. Geceleri başlarını yastığa nasıl koysunlar.
Cumartesi Anneleri'nin hikayesi 27 Mayıs 1995'te ilk toplanmaları ile başlıyor. Devlet başta görmezden geliyor. Sonra polis şiddeti, gözaltılar, psikolojik baskılar başlıyor. Anneler saçlarından sürüklenerek gözaltına alınıyor. Gazetelerde kayıp çocukları için PKK'lı veya dağa çıktılar deniliyor. Kendi ülkelerinde görmezden gelinen anneler yurtdışında destek görüyor. Yıllar geçtikçe güçleri artıyor. İktidar değişiyor, biraz ilgilenir gibi olunuyor ama sonra yine aynı tas aynı hamam. Bugün Galatasaray Meydanı'nda toplandıkları yer polis ablukasında ve zincirlerle kapatılmış halde.
Oysaki Galatasaray Meydanı'nda ilk bir araya geldiklerinde üç ana talepleri vardı. Gözaltında kayıplar son bulsun, kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, ailelerine teslim edilsin ve kaybedenler yargılansın. Aradan geçen 30 yılda ailelerin mücadelesi devam ediyor. Onların dirayeti sayesinde belki de bugün gözaltında kaybolanlar olmuyor artık. Dünyada pek çok örneği vardır bu yaşananların. En bilineni Arjantin'deki Plaza de Mayo meydanında toplanan annelerdir. Meksika, Guatemala ve Şili'de darbeciler pek çok genci ve aktivisti öldürdü. Dünyanın her yerinde maalesef solcular, muhalifler, azınlıklar bu zulümlere maruz kalıyor.
Son olarak kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum. 21 Mart 1995'te kaybolan Hasan Ocak'ın cesedi neredeyse 1,5 ay sonra Küçükçekmece'de kimsesizler mezarlığında bulunmuştu. Onunla beraber birkaç kişinin daha cesedi Beykoz'da ıssız bir ormana bırakılmış, köylüler cesetleri bulup Jandarma'ya teslim etmiş. Jandarma adli tıbba havale etmiş. Derken bu insanları kimsesiz olarak gömmüşler. Hasan Ocak'ın kız kardeşi Maside Ocak'ın şu cümleleri yaşananları özetliyor:
"Hasan'ın otopsi raporunun altına imza atan savcı, emniyet görevlileri hakkında yaptığımız başvuruya, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vererek dosyayı kapatan savcı aynı zamanda. Otopsi raporunda işkence tespitinin altında imzası var ama işkenceciler için kovuşturmaya izin vermiyor.
AİHM'de savcıya ""Neden bu kararı aldınız"" diye sorulduğunda ""Türk polisinin işkence yapmayacağı, işkence de adam öldürmeyeceği, gözaltında kaybetmeyeceğine olan inancımla bu kararı aldım" cevabını verdi.