·184 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Mayıs 2025 21:09 "60'LAR HİKÂYE 70'LER TERANE 80'LER ŞAHANE"
"Ahhh o siyah önlükler ve kar beyazı yakalıklar! O dönem nasıl da nefret ederdik ama gelin bir de şimdi sorun bize! Yeniden giymek için can atarız, can!
...
Sonraları siyah önlükler kalktı ve önce mavi, daha sonra da diğer renklerde önlükler giyilmeye başlandı. Fakat biz siyah önlük giyip beyaz yaka takan nesil, her zaman şimdiki nesilden daha şanslı olacağız! Evet, birçoğumuz siyah önlük giymek ve yakalığımız yana kaymış vaziyette, tebeşir tozlarına bulunmak istiyoruz! Keşke, keşke..."
Zaman makinesi icat edilemedi belki ama bazı anılar var ki bizi saniyeler içinde geçmişe ışınlayabilir. O anılar, bir defterin kapağında, bir reklamın melodisinde, ya da vatkalı bir omuzun kıvrımında saklıdır.
Sayfaları çevirdikçe hafızamızın en renkli arşivleri yeniden açılıyor. Kimi zaman bir kahkaha, kimi zaman içten bir hüzün, ama en çok da "ah o eski günler" dedirten anılar...
Eser, anı, gözlem, mizah ve nostaljinin iç içe geçtiği, kuşaklar arası bir zaman köprüsü niteliğinde. Bireysel hafızayla kolektif belleğin kesiştiği bir noktada duruyor ve okura hem içsel bir yolculuk hem de toplumsal bir hatırlama seansı sunuyor.
Kitap âdeta bir zaman tüneli.
60’lar: “Hikâye”
Dönemin siyah-beyaz dünyasına dair sade, samimi ve içe dönük bir bakış. Anlatımda nostalji kadar tarihî detaylar da hissediliyor. Radyodan dinlenen haberler, mahalle komşuluğu, ilk kez televizyonda görülen filmler… Yazar bu dönemi “hikâye” olarak adlandırıyor çünkü o yıllar daha masum, daha az iddialı ama çok daha sıcak bir zaman olarak bellekte yer ediyor.
70’ler: “Terane”
Politik kargaşaların, idealist hayallerin, toplumsal çalkantıların dönemi. Ancak tüm bunlar arasında bireysel romantizmin, müzikle yoğrulmuş bir gençliğin, meydanlarda değil ama sokak aralarında yaşayan bir neslin sesini duyuyoruz. “Terane” kelimesi, dönemin ruhunu ironik bir yumuşaklıkla anlatıyor. Kimi zaman boş laf, kimi zaman melodik bir iç çekiş.
80’ler: “Şahane”
Kitabın merkezinde parlayan ve yazarın en içli, en canlı anlattığı dönem. Telsizli sohbetler, walkmanli günler, Madonna ve Michael Jackson etkisi, kaset kapaklarının altına yazılan şarkı sözleri… 80’ler, yazarın tabiriyle yalnızca bir dönem değil, bir yaşam biçimi. Hem bireysel hafızada, hem de kültürel yapıda önemli izler bırakan bu dönem, anlatımda duygusal bir doruk noktası.
Kim hatırlamaz ki o efsane defterleri? Sayfalar renk renk, köşeler desen desen... Üzerinde kalpler, yıldızlar, simgeler. Ama asıl efsane içeriği:
“Issız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir?”
“En sevdiğin şarkıcı?”
“Hayat mottan?”
Sınıf içinde elden ele dolaşır, arkadaşlıklar bu defterlerle anlam kazanırdı. Her yanıt kişisel bir manifestoydu sanki. Küçük ellerimizle yazdığımız o cümlelerde, koca bir dünyanın hayalini kurardık.
‘Breyk breyk breyk arkadaş arıyorum, arkadaş!’
Bir dönemin sosyal medyasıydı telsiz odaları. Uzun antenler, garip takma adlar, frekans aramaları...
Kimileri için sadece eğlence, kimileri için ilk aşkın sinyallerini aldığı bir frekanstı. Gece sessizliğinde yankılanan telsiz çağrıları, 80’lerin dijitalden uzak ama çok daha samimi dünyasına açılan kapıydı.
“Bir bilmecem var çocuklar…” diye başlayan, çocuk programı mı, reklam mı, ayırt edemediğimiz ama severek izlediğimiz dakikalar.
Ve elbette:
“Mintaks’la canım Mintaks’la!”
Temizlik bile müzikle yapılırdı o zaman. Reklamlar ezgili, spotlar eğlenceliydi. Kimi zaman bir deterjan jingle’ı, kimi zaman bir çikolata reklamı hafızalarımıza kazındı.
Kuş Yuvası Saçlar, Şetlant Kazaklar, Vatkalar ve Şalvar Kotlar
Moda mıydı? Kesinlikle!
Absürt müydü? Belki biraz...
Ama o vatkalar bize kendimizi güçlü hissettirirdi. Şetlant kazaklar sıcacık sarardı bedenimizi. Şalvar kotlar ise ne kadar garip görünse de dönemin ruhunu taşırdı.
Bugün o fotoğraflara baktığımızda yüzümüzde bir gülümseme, içimizde bir özlem belirir. Çünkü o kıyafetlerle sadece bedenimizi değil, hayallerimizi de giyinirdik.
Yazar, dönemin detaylarını aktarırken sadece olayları değil, ruh hâlini de yansıtıyor. O yılların saflığını, dayanışmasını, mahallenin sıcaklığını, sokak arası maçlarını, sinema kuyruklarını öyle güzel betimliyor ki, bugünün hızlı ve dijital dünyasından uzaklaşıp eski günlere dönmek istiyorsunuz.
Kitap boyunca müziğin gücü hissediliyor. Modern Talking, Sezen Aksu, Nilüfer, Orhan Gencebay, Madonna ve daha niceleri satır aralarında size eşlik ediyor.
Zaman zaman müziği bir zaman ölçüsü, bazen bir aşkın fon müziği, bazen de dostluğun ortak sesi olarak kullanıyor. Ve siz de her bölümde, kendi geçmişinizden bir şarkıyı mırıldanırken buluyorsunuz kendinizi.
Şimdi hayal edin: Elinizde bir kitap, arkada Maykıl Ceksın (Michael Jackson)’dan "Billie Jean" çalıyor... Ya da Madonna’dan "Like a Virgin"... Belki Modern Talking’in o meşhur "You're My Heart, You're My Soul"u kulaklarınızda.
Gözlerinizi kapatın ve çocukluğunuzun ya da ilk gençliğinizin o neşeli günlerine dönün.
Çünkü o yıllar sadece bir zaman dilimi değil, bir yaşam biçimiydi. Samimiyetin, umudun, neşenin rengârenk harmanıydı. Telefonlar kablolu, ama iletişim kalptendi. Teknoloji sınırlıydı ama hayal gücü sınırsızdı.
60’lar Hikâye, 70’ler Terane, 80’ler Şahane, yalnızca bir nostalji kitabı değil; bir dönemin ruhunu, samimiyetini ve yaşama sevincini bugünün okuruna aktaran çok özel bir eser.
Sayfalar arasında sadece geçmişe dönmüyor, aynı zamanda bugünün değerlerini de sorguluyorsunuz. Çünkü bu kitap, bir neslin büyüdüğü, aşık olduğu, hayal kurduğu yılların sayfalara dökülmüş hali.
Eğer içinizde “eski günler”e dair özlem varsa, bu kitap tam size göre. Çünkü bazı zamanlar vardır ki gerçekten şahane yaşanmıştır. Ve 80’ler, kesinlikle onlardan biridir.
Kitapla Kalın.