9/10
·376 syf.··
2025 26. kitabı
Kendime benzettiğim insanların yaptıkları işleri önemserim, bu; onlarla benim aramda var olan bağı güçlendirir ve kendimle gelecekte olmak istediğim adam arasındaki farkı kapatmaya yarar, çünkü başlamak ve ilerletmek için gerekli cesareti, bana en iyi; kendime benzettiğim artık olmuş, sevdiğim o insanın çaylak dönemi verir. O atlattıysa o böyle sıfırdan alıp ilerlediyse ve şartlar da uçurumsal farklılık göstermiyorsa (kafamda buna onay verdiysem) o hâlde ben de yapabilirim derim, bunu bana en çok hissettiren yazarlardan biridir Jack London. Okuduğum hemen her kitabında kendimden bir parça bulurum karakterlerinde. Burda çok da detaya inmeden hayatını karada geçiren neredeyse muhallebi çocuğu dediğimiz bir adamın açık denizlerde kendini bir şekilde bulunca nasıl da kendini yetiştirebildiğini ve olduğunu görüyoruz. Hayatında pratik yanı kazanma fırsatı hiç bulamamış birinin bile zorda kalınca başarabildiğini, irade koyabildiğini fark ediyoruz. Bu yeter de artar bile. Şimdi sırada denizcilik terimleri var havuzumuzda, buyursunlar: Çanlı şamandıra; sisli havalarda bulunduğu yeri kampana çalarak belirten şamandıra. Kampana çalmak da tahmin edileceği üzere (gemilerde, istasyon gibi yerlerde) belirli durumları bildirmek için belirli vakitlerde çan çalmak demek. Uskuna; arması tarafından belirlenen bir yelkenli türüdür: iki ya da daha fazla direği sübye armalıdır ve iki direkli bir uskunada pruva direği genellikle grandi direğinden daha kısa olur. Yaygın bir türevi olan gabya yelkenli uskuna ayrıca pruva direğinde dört köşeli bir gabya yelkeni bulundurur, buna aynı zamanda babafingo gibi başka dört köşeli yelkenler de dahil olabilir ancak bu onu bir barkentin yapacağı için trinketa yelkeni bulunduramaz. Pek çok uskuna pik armalıdır. Uskuna arması: 1 Civadra 2 Flok, velena yelkeni tarafından takip edilmektedir 3 Pruva pik yelkeni 4 Pruva yelkeni (veleistralya yelkeni) 5 Grandi pik yelkeni 6 Grandi yelkeni (randa yelkeni) 7 Bumbanın ucu şeklinde sıralanabilir ve bunları sırasıyla görselde göz atınca daha rahat algılayabiliriz. Kitapta uskunanın ve bu bütün arma içeriğinin nasıl bir araya geldiğini anlatmak için yoğun bir çabası var Jack London'ın. Ayrıca yazarımızın birçok kitabında hikayeler açık denizlerde geçtiği için ne kadar çok aşina olsak o kadar iyi. Yukarda sözü edilen sübye arması da gemide kabasorta armadakinin aksine yelkenlerin geminin omurga doğrultusuna dik yerine paralel yerleştirilmesine deniyor. Küpeşte; teknelerin (bir sandal ya da bir transatlantik), iskele ve sancaktaki üst yüzeyine denir. Yelkenciler bu yüzeyde oturarak veya trapez pozisyonu alarak teknenin seyir esnasındaki dengesini sağlar. Leviathan; Tevrat'ta adı geçen büyük bir su canavarı. Yakın zamanda filmini de izledikten sonra olumsuz bir metafor olarak kullanıldığını fark etmiştim. Pruva; Pruva veya baş, bir su taşıtının burun kısmı. Taşıt hareket hâlinde iken en önde kalan kısımdır ve pupa (kıç) kavramının zıttıdır. Bir gemide başın en önemli görevi suyu yararak sürüklemeyi (direnci) azaltmaktır. Bir pruva suyun üstten aşıp güverteye ulaşamayacağı kadar yüksek olmalıdır. Kamarot; kahvaltı, yemekler ve çay-kahve servislerini yapan, bulaşıkları yıkayan ve belirtilen kamaraların, salonların ve koridorların temizliğini yapan gemiadamıdır. Efemine; kadınlara özgü davranış ve hareketleri olan erkek anlamına gelmektedir. Yine ekşide fransızca efféminé sözcüğünden geldiği yazıyor. Hakkaten de fransızcada bu kelime kadınsılaştırmak demek. Türkçe benzerliği ilgi çekici. Ayrıca efemine kelimesinin çağrışımı da erildi içimde hissiyat olarak; gel gör ki feminenmiş, beğendim. Frisco, San Francisco'ya verilen isimlerden birisidir. Tanglefoot; düşük kalitede, genellikle ev yapımı viskidir. Gabya çubuğu; Geleneksel yelkenli gemilerinin direkleri tek bir çubuktan ibaret değildi. Onun yerine her birinin kendi arması olan ayrı bölmelerle inşa edilirlerdi. Gabya, bu bölmelerden oluşan direkte ana direk denilen alt kısımla babafingo denilen üst kısım arasında kalan ortadaki bölmeye verilen isimdir. Puntel; Güvertenin kuvvetlendirilmesi için alttan dikine konan desteğe deniliyormuş genelde. Anafor; deniz ya da ırmak sularının bir eksen çevresinde dönme hareketidir. Girdap olarak da bilinir. Denizlerdeki anaforların nedeni genellikle ters yönlü gelgit dalgalarının, akıntıların ya da rüzgarların karşılaşmasıdır. Civadra; yelkenli gemilerde geminin pruvasından ileriye doğru eğimli olarak uzanan bir direktir. Pruva direği ile çubuklarının istralyaları buraya bağlanır. Cıvadra yapı olarak baş istralyadan gelen gerilim kuvvetini dengeleyen mistaço tarafından tutulur. Iskota; ana yelkenin veya floğun gerilme ve gevşeme hareketleri için kullanılan kalın bir iptir. Ana yelkenin iskotası bumba ve teknenin çeşitli yerlerinde konuşlandırılmış tekli, çiftli veya baklava makaralardan geçirilir, böylece ana yelkenin gerilme ve gevşeme hareketi kolaylaştırılır. Flok yelkeni; ana yelkenin yanı sıra flok adı verilen küçük yelken de bulunur. Flok, yelkenli teknenin rüzgâr üstüne doğru seyrini kolaylaştırır. Pupa yelken; Rüzgarı tam arkadan veya bu yönün birkaç kerte yanından alarak seyir etmek. Bu terimin ingilizcesi, ıskotaların, rüzgara mümkün olan en büyük yelken alanını açmak için tamamen boşlanmasından gelir. Gurcata; Ana direk üzerindeki çubuğun armasını yapmak ve üzerlerine çanaklık kurmak için mauna kollarının üstüne ve omurgaya aykırı konulan ağaç kütükler. Tufeyli; başkalarının sırtından geçinen, asalak yaşayan. Caliban; W. Shakespeare'ın Fırtına adlı oyunundaki karakterlerden birisi. Bir cadı ile bir şeytanın oğlu olan Caliban, şekilsiz, çirkin , yarı insan görünümünde bir köledir. Zulüm Tanrısı Setebos'a inanmaktadır. Mrs Grundy; Thomas Morton'ın Speed The Plough adlı oyununun aşırı ahlakçı ve kuralcı, namus bekçisi kadın karakteri. Korsikalı; Napoléon Bonaparte için söylenen bir söz. Korsikalı diyince direkt o geliyor akla. Iskalarya; çarmıhların halattan yapılmış basamakları. Pigme; Afrika’da yaşayan, cüce denecek denli kısa boylu zenci soyundan olan kimse. Roda etmek; halatın yeniden kullanımında karışmaması için halatı geri toplarken değirmi şeklinde toplamayı anlatan bir denizcilik terimidir. sözcük latincedeki tekerlek anlamındaki "rota" kökünden geliyor. Bu açıklama ekşiden geldi. Güverte; gemilerde, tekne boyunca yatay olarak, sürekli ya da kesik biçimde, tahtadan ya da sac levhadan yapılan, yük ve yaşama yerlerinin tabanını oluşturan ya da üstünü örten yüzey, döşeme, ambar ve kamaraların üstü. Trinket; değersiz süs, incik boncuk gibi tasvir ediliyor. Şöyle bir cümle üzerinden örnek veriliyor mesela: He lured her with trinkets.// Onu incik boncukla kandırmış. Bumba; yelkenli teknelerde yelkenin alt kenarının bağlı olduğu uzun direktir. Bumba çoğu zaman ahşap veya alüminyumdan yapılır. Bumba üzerinde iskota, bağlantı parçaları, yelkenin sabitleneceği kanal ve bumba baskısı denilen, bumbanın yüksekliğini ayarlayan düzenek bulunur. Velena yelkeni; orsa yakası direkten güverteye, civadraya veya başka bir direğe doğru ileriye -ve her zaman olmasa da genellikle aşağıya- uzanan bir istralyaya bağlanmış sübye armalı bir yelkendir. Palanga; Bir halat ve en az iki makaradan oluşan kaldırma mekanizmasına palanga denir. Az kuvvetle çok yük kaldırmak için kullanılır bu basit makine. Hey gidi fizik günlerimiz evveliyatından bugüne. Armadora; gemi inşası ve bakımında uzmanlaşmış bir profesyoneldir. Bu pozisyon, gemilerin yapımında, onarımında ve bakımında kritik bir rol oynar. Armadorlar, gemi yapım sürecinin her aşamasında yer alır ve geminin güvenli, dayanıklı ve denizcilik standartlarına uygun olmasını sağlar. Palas pandıras; hazırlanmaya olanak bulamadan ya da derlenip toparlanmaya olanak verilmeden, yaka paça. Bildiğin yalapşap yani. Ama biraz daha resmi yalapşap. Palas pandıras theofanis gekas gibi kafiyelerle adeta bir müziğe çevirmek istediğim uyumlu deyiş. Sonuçta ne demisler ne Zeus ne Perseus asıl tanrı bu deyyus. Ne Sow ne Burak, hepsi palas pandıras, hazırlarsan pas ve pas, yazar T. Gekas. Istralya; gemide ana direk ve çubuklarını baş tarafından tutan donanımlar. Borina halatı; Dört köşe yelkenlerin yan yakalarına, alt tarafa doğru bağlanan halat. Manivela; bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönebilen kol. Bir çeşit levye gibi. Şakak kemiğinden girmiş levye görüyorum hocam, vahşet görüyorum. Kavanço etmek; Yelkeni bir bordadan öbür bordaya geçirme. Lomboz; kamaralarla alt güverteleri aydınlatmak için bordalarda ve güvertelerde açılmış, kırılmaz camlı, su geçirmez, yuvarlak pencere. Görsellerde aratınca aaa buna lomboz mu deniyomuş demenize sebep olacak genelde yuvarlak olan pencere. Lomboza gelmek diye bir deyim olsa ve anlamı da zoka yutmak, kolpaya gelmek veya tongaya düşmek minvalinde olsa kimse tuhafsamaz bence. Ehven; birkaç kötüden en az kötü olanı, daha az kötü, daha az zararlı olan. Biz buna ekleme yaparak ehvenişer de deriz. Rapçi ismi gibi. Titan; Yunan mitolojisine göre başlangıçta var olan Tanrılar. Prometheus; Yunan mitolojisinde Ateş Tanrısı Hephaistos'u ocağından ateş çalıp insanlara armağan eden tanrı. Holluschickie; üç ile altı yaş aralığında, hemuz çiftleşmemiş genç, erkek fok. Vento; Bumbaları ve mataforaları bir taraftan diğer tarafa dirisa edebilmek ve sabit tutabilmek. Cümlenin yarısının anlamını bilmeyince vakit tamam gel vakit tamam gel abi gibi hissedilebilir. Iskaça; yelkenli gemilerde direklerin vb. oturtulduğu yuva. Kitabın sonlarında Van Weyden'in can havliyle direkleri oturtmaya çalıştığı bu yuva adından epey söz ediliyor. O kısımlarda terimleri es geçip duyguyu yakalayabilirseniz insanın her şeye adapte olabilir bir varlık olduğunu hissedip kendinize de bir miktar güç devşirebilirsiniz, sonuçta o noktaya gelmiş olan sizin gibi başlangıçta cesareti olmayıp sonrasında öğrenmiş biridir çünkü. Yonga; kesilen, yontulan ya da rendelenen bir şeyden çıkan irice parça. Bulmaca kelimesidir bu. Yontulandan türemiş olduğunu düşünüyorum, umarım öyledir. Yüksük; dikiş diken bir kimsenin, parmağını iğnenin batmasından korumak amacıyla parmak ucuna taktığı, kesik koni biçiminde koruncak. Bu da Anadolu'da aslı başka olan bir kelimenin yerelde uyarlanıp kullanıla kullanıla orijinalini kaybettiğini hissettiren bir kelime bana, halbuki öyle değil, bildiğin bambaşka bir kelime. Caraskal; inşaat, gemi yapımı ve endüstriyel alanlarda sıklıkla kullanılan bir kaldırma ve taşıma ekipmanıdır. Yine yeniden bir denizcilik kelimesi ve taşıma kolaylığı sağlayan bir ekipman.
Deniz KurduJack London · İş Bankası Kültür Yayınları · 20148,3bin okunma
·
143 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.