Kendi yalnizliginda kaybolan ve bu yalnizlikta var olabilmek icin hayalperest kılığına bürünmüş bir karakter. Yaşının büyüklüğüne rağmen hiçbir kızla bir münasebeti olmamış olan bu karakter çözümü ideal kadını hayal etmekte bulur. Bunun sonucu yalnızlığını bozacak ilk kişiye sımsıkı sarılır. Henüz tanışmaları üzerinden birkaç gün geçmesine rağmen Nastenkaya aşık olur hayalperestimiz. Hikayenin Petersburg’ta geçmesi de kahramanın hayalperestliğini, bakış açısını yansıtan bir detay olmuş. Geceler hiçbir zaman tamamiyle kararmaz, adete beyaz bir gece yaşanır.
Bu kitap hakkında okuduğum neredeyse tum eleştirilerde sadece beyaz geceler öyküsü işlenmiş. Ama bence kitabın bütünü ele alınmalı.
Kitabın genelinde bir hayalperestlik, duygu karmaşası, dalgalanmaları yaşayan karakterleri konu alıyor. Kimisi karısı onu aldatıyor mu acaba diye düşünmekten delirip milletin evine giriyor. Kimisi mutluluğu bir parça yakalayınca kendini kaydedip aklını kaçırıyor. Tabiki bir hüzün ögesi de var. Karakterlerin yaşadığı bu yalnızlık, kendilerini yalnızlığa ve hüzne ait hissetmeleri ve bu yüzden de mutluluğu bir parça bulunca yakalarına yapışmaları, ne yapacaklarını bilmemeleri… Kendi dünyalarındakı yalnızlığa ve hüzne o kadar alışmışlar ki öbür türlüsünü kaldıramayıp elleriyle parçalayıp kendilerini sabotaj ediyorlar.
Kitabın ana teması genel olarak bu. Bence doyurucu ve güzel bir kitaptı.