"İki insanın yüksek bir ideal için bir araya geldiği bir dostluğu hayal etmiştim hep. İşte şimdi onu buldum! Senle ben tam da bu şekilde bir araya geldik. Birbirimizin kendini aşma yolculuğuna eşlik ettik. Ben senin dostunum. Sen de benim. Biz dostuz. Biz... dostuz." dedi Nietzche Breuer'e. Evet gerçekten de bir dostluğun başlayıp yeşerme hikayesi okuduğumuz. Roman 1882 yılında Viyana'da geçiyor, karakterler ne kadar gerçek olsa da olaylar tamamen kurguya dayalı. Hayatın günlük rutininin içinde sıkışıp kalmış ve özel hayatında sıkıntılar yaşayan Dr. Breuer ile sürekli migren atakları yaşayan ve intihar eğilimli olan Nietzche'nin konuşmaları üzerinden ilerleyen kitap konuşma terapisinin bu iki önemli şahsiyetin hayatlarını ne kadar değiştirdiğini göstermek için kurgulanmış. Kitabın yan karakterleri de aynı şekilde tarihteki önemli şahsiyetlerden alınmış Sigmund Freud ve Lou Salome gibi. Yazarın dili oldukça akıcı ve dili yormuyor. Özellikle psikolojiye ilgi duyanların kitabı büyük bir istekle okuyacağını düşünüyorum.