Puan vermedi·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Ağustos 2025 14:48 Cengiz Dağcı’nın “Yurdunu Kaybeden Adam” romanı, II. Dünya Savaşı’nın kıyım dolu atmosferinde kimliğini, yurdunu ve inançlarını kaybeden bir adamın –Sadık Turan’ın– içsel yolculuğunu anlatan hüzünlü ve sarsıcı bir metindir. Eser, kahramanın Roma’da kaldığı otel odasında, 1946 yılının sonbaharında tuttuğu günlüklerle başlar. Sadık, yaşadığı travmalardan ötürü kendisini dünyaya ve insanlara yabancılaşmış hisseder. Ne doktorların ne de başkalarının çözebileceği bir kırılmanın içinde yaşamaktadır. Kendini, sadece geçmişin izlerinde bulabildiği anılarla ayakta tutmaya çalışır.
Sadık, geçmişe dönüp savaş yıllarını, yaşadıklarını ve savaş sırasında yaptığı tercihlerin sonuçlarını hatırlamaya başlar. Sovyet ordusunda savaşırken Almanlara esir düşmüş, ardından Almanya'nın kurduğu Türkistan Lejyonu’nda yer almıştır. Bu birlik, görünürde Türkistan’ın bağımsızlığı için kurulmuş gibi gösterilse de, gerçekte Nazi Almanyası’nın çıkarları doğrultusunda bir propaganda ve işbirlikçilik aracıdır. Sadık ve diğer Türkistanlı esirler, bir yurt hayaliyle bu yapının içine girerler, fakat zamanla hayallerin nasıl ihanetle karıştığını, bağımsızlık uğruna nasıl kirlenebileceğini acı bir şekilde deneyimlerler.
Lejyondaki eğitimler, sıkı talimler ve aşağılamalarla doludur. Kılıçbay isimli acımasız bir onbaşı, insanlık dışı muameleleriyle askerleri şekillendirmeye çalışır. Sadık, geçmişte tanıdığı bu adamın, nasıl acımasız birine dönüştüğüne tanıklık eder. Zamanla kendisi de bu disiplinin bir parçası olur. Talimlerin birinde, yanlışlıkla bir domuz vurulurken bir sivilin de ölmesi, savaşın anlamsızlığı ve acımasızlığı karşısında Sadık’ta derin bir kırılma yaratır. Evde, ölen adamın ailesinin yaşadığı acıyı gören Sadık, bir çocuğun gözlerinde tüm savaşın yükünü ve insanlık utancını hisseder.
Öte yandan Roma’da yaşadığı kısa bir aşk, Anna adlı genç bir kızla olan tanışıklığı, Sadık’ta bir süreliğine yaşama isteği uyandırır. Ancak Anna’nın da onu yüzüstü bırakması, onun yeniden içine kapanmasına sebep olur. Sadık, bu dünyada gerçekten ait olduğu hiçbir yer olmadığını, herkesin gelip geçici olduğunu ve yurt dediği şeyin artık bir hayalden ibaret olduğunu anlar. Anna’yı unutmaya çalışırken, geçmişte bıraktığı Marya isimli kadına ve onun temsil ettiği saflığa sığınır. Marya, Sadık için bir vicdan ve iç huzur sembolüdür.
Sadık, zamanla lejyonda subaylığa yükseltilir. Bu, görünüşte bir terfi olsa da, gerçekte onu daha da içinden çıkılmaz bir vicdan muhasebesine sürükler. Artık Almanların askeri düzeni içinde emir veren bir figürdür. Ancak bir yandan da, bu yükselişin bedelini insanî ve ahlaki olarak ödemeye başlar. Köylere yapılan baskınlar, kadınların, çocukların yaşadığı korkular, askerlerin zulmü ve insanlık dışı davranışları karşısında Sadık’ın içinde bir şeyler sürekli çatırdar. O da zamanla bu düzenin bir parçası olur; fakat içi daima bir utanç ve pişmanlıkla yanar. Ne Türkistan’a gerçekten hizmet edebilmiştir ne de kendi inançlarına sadık kalabilmiştir.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde Sadık, içindeki bu çelişkileri kaleme alır. İtiraflarla dolu bir metne dönüşen bu hatıralar, onun kendi geçmişiyle hesaplaşmasını temsil eder. Savaş sonrası Roma’da, sürgün ve yalnızlık içinde yaşayan Sadık Turan, artık ne vatana dönebilen bir evlat ne de umut taşıyan bir insandır. Yurt dediği şey sadece haritalarda değil, ruhunda da kaybolmuştur. Yıllarca uğruna savaştığı istiklal artık bir yara, bir kandırmaca, bir vicdan azabıdır.
Roman boyunca Cengiz Dağcı, bireysel bir dram üzerinden toplumsal ve tarihsel bir faciayı anlatır. Sadık Turan, aslında yurdunu, kimliğini, sevgisini, insanlığını ve inancını kaybeden milyonların ortak temsilidir. Kitabın sonunda, ne geçmişte ne de gelecekte bir yer bulabilen Sadık, yalnızca anılarında bir yurt kurmaya çalışır. Ancak orada da huzur değil, hatalar ve pişmanlıklar vardır.Türkistan'ın kurtuluşu için Nazilerin kurmuş olduğu bir Türkistan ordusu içerisinde Bolşeviklere karşı mücadele eden bu insanların tek gayesi, vatan diye bildikleri Kırım'ı ve ötesini kurtarmaktı.
Onlar için vatan bir yurt, bir sığınaktı..