Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar
Hayata hep kendi açımızdan bakarız. İçimizde verdiğimiz savaşta galip gelenin biz olacağına inanırız. Sonra bir gün, bu savaşın kazananı olmanın da kaybedeni olmanın da aslında hiçbir öneminin olmadığını anlarız.
Üç kardeş…
Ethem’in cümleleriyle dahil oluyoruz bu aileye. Ne bir eve, ne bir aileye, ne de bir memlekete ait hissedebilen ortanca çocuk o. Emin, "Ortanca çocuk böyledir, üzme kendini," diyerek avutmaya çalışsa da Ethem için bu sözler yalnızca boş bir teselliden ibaret kalıyor.
Kimin ne yaşadığını, neyi neden yaptığını gerçekten bilebilir miyiz? Dahası, her şeyi bilmemiz gerekir mi? Ethem’in içindeki boşluk neden bir türlü dolmuyordu? Evi, arabası, karısı ve mis gibi çocukları olmasına rağmen neden mutlu değildi? Kimse ona “Ethem, senin neyin var?” diye sormamıştı. Kendisi bile farkında değildi belki ama çevresindeki insanlar neden fark etmemiş, neden ona yardım etmemişti?
Kitabı okurken karakterler birer birer konuşmaya başladığında, bir noktadan sonra ister istemez, “Acaba diğeri bunun hakkında ne düşünüyor? O kendi içinde nasıl bir savaş veriyor?” diye sormaya başladım. Kitabı bitirdiğimde uzun uzun düşündüm, sindirmeye çalıştım. Kimi dinlesem, ona hak veriyordum.
İnsan her zaman kendi hikayesinin girişini yazamıyor. Hikayede bizim elimizde olmadan verilen rolü oynamak kalıyor. İstemeyerek de olsa oynamak zorunda kalınca anlıyordu insan aslında ‘haklı taraf’ diye bir şeyin olmadığını.