Ok atmak yetmiyor, karakter yazımı da geliştirmek lazım.
6/10
·540 syf.··
2025 37. kitabı
*Spoiler içerebilir* Yerli ve yabancı birçok okurun yerlere göklere sığdıramadığı meşhur serinin ilk kitabı Dikenler ve Güller Sarayı incelemesi ile karşınızdayım. Bu eleştiriyi yapmamak için çok direndim ama kafamı çevirdiğim her yerde insanların Feyre'yi "Güçlü" ve Rhys'ı "Feminist" diye tanımlamasına daha fazla tahammülüm kalmadı. İçimdeki hayal kırıklığını kelimelere dökmeden önce söylemek isterim ki bu kitabı ve seriyi sevenlere karşı herhangi bir art niyet beslemiyorum ve saygı duyuyorum ama bu demek değil ki kitap harika. Keşke öyle olsaydı ve ben de boşa gitmiş olan paralarım için hiç üzülmek zorunda kalmasaydım. Gelgelelim kitap koca bir hayal kırıklığından ibaret. Hangi tarafından ele alacağımı bilmesem de bir yerden başlamak istiyorum. Kitabın dünya çapında ki popülaritesine aldanarak beni epik bir hikaye,güçlü karakterler ve iyi yazılmış bir evren bekliyor sanıyordum. Ama karşılaştığım şey...bir parfüm reklamının fantastik versiyonu gibiydi. Herkes güzel,her yer dramatik, her yer aşırı gösterişli ama elle tutulur bir derinlik ararken kendimi "ben neden hâlâ bu kitabı okuyorum?" diye sorgularken buldum.Kitabı okuduğum süre boyunca bu sorgulamalar hiç bitmedi. Feyre başlarda bağımsız gibi görünse de kendisine bencilce bel bağlayan ailesinin kül kedisi rolünü üstlenmekle meşgul. Üstelik kendisini kullanan biricik(!) aile üyelerine hak veriyor. Resmen kendisine yapılan bu nankörlüğü destekliyor. Aile ilişkilerinin çarpıklığı ile ilgili söylenebilecek onlarca söz var ama biraz da evren ve ilişkilerin çarpıklığından dem vurup sonlandırmak istiyorum (aksi halde bu inceleme bitmez) Evren güzel, ama bir tablo gibi: Bakmaya güzel içinde yaşamaya çalışınca boş. Bir yanda insanları saniyeler içerisinde öldürebilcek güçte olan perilerin diğer yanda da insanların yaşadığı bir yerleşke var ve bu iki böge birbirinden büyülü bir duvar ile ayrı ama duvarda çatlaklar var ve kitaptan da anlaşılacağı gibi ipini koparan insan bölgesine geçebiliyor. Ve kitapta sürekli ama sürekli çok tehlikeli çok ölümcül diye anlatılan kurnaz periler ne hikmetse duvardan geçmekle uğraşmıyorlar. Ve bunun da bir anlaşmadan kaynaklı olduğunu söylüyorlar. Bilemiyorum her tarafa korku saçan bu periler bir anlaşmaya tabii kalacak kadar onurlu varlıklar mı? Evrende bunun gibi yeterince açıklayıcı olmadığını düşündüğüm bir çok karmaşa var ama asıl kargaşa bence Feyre'nin ilişkilerinde. Tamlin'e kitabın başından beri ısınamamıştım ve Feyre ile ilişkileri de çok samimi gelmemişti. Yani aralarında birbirleri için canlarını feda edecekeleri bir bağ olduğunu sanmıyordum ki bence yoktu. Ama bu Feyre'nin kahramanlık yapmasına engel olmadı. Tamlin ise bence yazarın kuraban olarak seçtiği karakterdi. Kitabın sonlarına doğru ilerleyen dönemde bir aşk üçgeni olucağının sinyalini veren yazar sağ olsun bizi iki karakter arasında seçim yapmaktan kurtarıp Tamlin'i okuduğumuz ilk üç yüz sayfa boyunca hiç alakası olmayan bir periye çevirdi. Böylece aşk üçgeninin kazananı da belli oldu. Yüceler yücesi High Lord Rhys...İtiraf etmeliyim Rhys gelene dek ondan çok ümitliydim ama çok sevgili feminist Rhys'ın Feyre'ye yardım etmek adı altında istemediği şeyler yaptırıp,kızı sarhoş edip transparan giysiler ile sergiye çıkartması kendisine ve feministliğine olan inancımı çok zedeledi. Zedelenen tek şeyin bununla sınırlı kaldığını söyleyemem. Korkarım bu seriye olan hevesim ve okuma isteğim de bundan nasibini aldı. Yakın zamanda seriye devam etmeyi düşünmüyorum yıpranan sinirlerimin onarılması uzun süreceğe benziyor. Eğer benim aksime bol bol romantizm içeren ve kendi kendisiyle tutarlı olmayan sözde güçlü bir karakter ve onun kaprisli olaylarını okumak istiyorsanız seveceğiniz bir kitap (lütfen mantıklı düşünerek okumaya uğraşmayın.)
Dikenler ve Güller SarayıSarah J. Maas · Dex Kitap · 20166,1bin okunma
·
74 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.