*Spoiler içerebilir*
Yerli ve yabancı birçok okurun yerlere göklere sığdıramadığı meşhur serinin ilk kitabı Dikenler ve Güller Sarayı incelemesi ile karşınızdayım.
Bu eleştiriyi yapmamak için çok direndim ama kafamı çevirdiğim her yerde insanların Feyre'yi "Güçlü" ve Rhys'ı "Feminist" diye tanımlamasına daha fazla tahammülüm kalmadı.
İçimdeki hayal kırıklığını kelimelere dökmeden önce söylemek isterim ki bu kitabı ve seriyi sevenlere karşı herhangi bir art niyet beslemiyorum ve saygı duyuyorum ama bu demek değil ki kitap harika.
Keşke öyle olsaydı ve ben de boşa gitmiş olan paralarım için hiç üzülmek zorunda kalmasaydım.
Gelgelelim kitap koca bir hayal kırıklığından ibaret.
Hangi tarafından ele alacağımı bilmesem de bir yerden başlamak istiyorum.
Kitabın dünya çapında ki popülaritesine aldanarak beni epik bir hikaye,güçlü karakterler ve iyi yazılmış bir evren bekliyor sanıyordum. Ama karşılaştığım şey...bir parfüm reklamının fantastik versiyonu gibiydi. Herkes güzel,her yer dramatik, her yer aşırı gösterişli ama elle tutulur bir derinlik ararken kendimi "ben neden hâlâ bu kitabı okuyorum?" diye sorgularken buldum.Kitabı okuduğum süre boyunca bu sorgulamalar hiç bitmedi. Feyre başlarda bağımsız gibi görünse de
kendisine bencilce bel bağlayan ailesinin kül kedisi rolünü üstlenmekle meşgul. Üstelik kendisini kullanan biricik(!) aile üyelerine hak veriyor. Resmen kendisine yapılan bu nankörlüğü destekliyor. Aile ilişkilerinin çarpıklığı ile ilgili söylenebilecek onlarca söz var ama biraz da evren ve ilişkilerin çarpıklığından dem vurup sonlandırmak istiyorum (aksi halde bu inceleme bitmez)
Evren güzel, ama bir tablo gibi: Bakmaya güzel içinde yaşamaya çalışınca boş. Bir yanda insanları saniyeler içerisinde öldürebilcek güçte olan perilerin diğer yanda da insanların