Dostoyevski’nin ilk romanı olan İnsancıklar… Özenle seçilmiş bir adı olduğunu düşünüyorum bu romanın. İnsanların gerçek yüzleriyle ilk kez karşılaşan bir insanın hayal kırıklığını yansıtır gibi. İnsanın basitliğini, gösteriş budalalığını, paragöz oluşunu, kibrini derin bir hüzünle anlayan yazarın tanık olduklarını karşılıklı mektuplaşmalar aracılığıyla anlattığı bir roman. Eserin net bir sonu yok gibi görünse de aslında kadının çekip gittiği sonucunu çıkarmak mümkün.
Romanda Rus toplumundaki yoksulluğu, dönemin koşullarını görmek mümkün. 19. yüzyılda Rus toplumunu yansıtması bakımından oldukça güzel bir eser. Ama… Ben bu kadar betimlemeden aşırı sıkılıyorum. Kısacık kitabı okurken defalarca uyuyakaldığımı söylemem gerekli. :) Ayrıca bozkır seven biri olarak bozkırla ilgili söylediği birkaç tatsız söz olduğunu söylemeliyim. (Aslında gerçek ama bence tatsız. :))
Her neyse, benim okuduğum çevirinin dili oldukça anlaşılırdı. Bazı yazım yanlışları haricinde oldukça iyiydi. Özellikle betimleme seven herkesin keyifle okuyacağı bir roman olduğunu düşünüyorum. Sevenlerine iyi okumalar dilerim. :)