İnsancıklar

Fyodor Dostoyevski
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

7/10
·175 syf.··
2025 4. kitabı
Dostoyevski’nin ilk romanı olan İnsancıklar… Özenle seçilmiş bir adı olduğunu düşünüyorum bu romanın. İnsanların gerçek yüzleriyle ilk kez karşılaşan bir insanın hayal kırıklığını yansıtır gibi. İnsanın basitliğini, gösteriş budalalığını, paragöz oluşunu, kibrini derin bir hüzünle anlayan yazarın tanık olduklarını karşılıklı mektuplaşmalar aracılığıyla anlattığı bir roman. Eserin net bir sonu yok gibi görünse de aslında kadının çekip gittiği sonucunu çıkarmak mümkün. Romanda Rus toplumundaki yoksulluğu, dönemin koşullarını görmek mümkün. 19. yüzyılda Rus toplumunu yansıtması bakımından oldukça güzel bir eser. Ama… Ben bu kadar betimlemeden aşırı sıkılıyorum. Kısacık kitabı okurken defalarca uyuyakaldığımı söylemem gerekli. :) Ayrıca bozkır seven biri olarak bozkırla ilgili söylediği birkaç tatsız söz olduğunu söylemeliyim. (Aslında gerçek ama bence tatsız. :)) Her neyse, benim okuduğum çevirinin dili oldukça anlaşılırdı. Bazı yazım yanlışları haricinde oldukça iyiydi. Özellikle betimleme seven herkesin keyifle okuyacağı bir roman olduğunu düşünüyorum. Sevenlerine iyi okumalar dilerim. :)
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Müjde Yayınları · 202076,9bin okunma
Puan vermedi
Küçük insanların yaşam mücadelesini, acı ve umutlarını samimi ve etkileyici bir dille anlatan başyapıttır. Hem dramatik hem de düşündürücü bir eserdir.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Müjde Yayınları · 202076,9bin okunma
8/10
·175 syf.··
2025 6. kitabı
İnsan bazen dış dünyanın acımasızlığından çok, kendine verdiği değerin azalmasıyla tükeniyor. Mektuplar ilerledikçe şunu hissettim ki sevilmek isteyen iki insan, birbirine tutunmaya çalışırken aslında kendi kırılganlıklarını daha da görünür kılıyor. Gösterişsiz bir anlatımı var ama içten içe ağır bir hüznü taşıyor. Büyük olaylar yok; sessiz utançlar, küçük gururlar ve derin bir yalnızlık var. Belki de bu yüzden gerçek geliyor.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Müjde Yayınları · 202076,9bin okunma
İnclelemecikler
7/10
·175 syf.··
2025 2. kitabı
Milena'ya mektupların olması gereken ve daha iyi hali bu kitap galiba. Dostoyevski'nin şöyle utangaç, kendini küçük gören, zavallı, dışlanmış, hayata depresif bir çerçeveden bakan ana karakter yazma olayına bu kitap ile başlaması ve daha birçok hikayesinde bu ana karakter olayını devam ettirmesi bu konsepti ne kadar sevdiğini gösteriyor aslında bende bu tarz ana karakterler yüzünden Dostoyevski'nin eserlerini çok seviyorum. Makar karakteri aşırı sinir bozucu bencil ve aşşağılık bir karakter okurken sinir oldum diyebilirim bir insan bu kadar ben merkezci olmamalı. Genel olarak beğendim diyebilirim.
1000Kitap
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Müjde Yayınları · 202076,9bin okunma
Yoksulluğun, Yalnızlığın ve İnsan Ruhunun Romanı: İNSANCIKLAR
8/10
·175 syf.··
2026 21. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 15:14
Fyodor Dostoyevski denildiğinde çoğumuzun aklına Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler ya da Yeraltından Notlar gelir. Oysa dünya edebiyatına adını altın harflerle yazdıran bu büyük kalemin ilk romanı, henüz 26 yaşındayken kaleme aldığı İnsancıklardır. Ve bu ilk eser, Dostoyevski’nin neden büyük bir yazar olacağını daha ilk sayfalarından belli eder. İnsancıklar, olayların peşinden koşan bir roman değil; duyguların, kırgınlıkların, yoksulluğun ve insan ruhunun derinliklerinin peşine düşen bir roman. 19. yüzyıl Saint Petersburg’unun kasvetli atmosferinde geçen eser, yaşlı bir memur olan Makar Devuşkin ile genç bir kadın olan Varvara Alekseyevna’nın birbirlerine yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bu yönüyle klasik bir mektup roman; fakat satır aralarında taşıdığı psikolojik derinlik, onu sıradan bir mektup roman olmaktan çıkarıyor. Romanın merkezinde yalnızca maddi yoksulluk yok. Dostoyevski bize yoksulluğun insan ruhunda açtığı yaraları anlatıyor. Değer görmemek, hor görülmek, kendini sürekli açıklama ihtiyacı hissetmek, yanlış anlaşılmaktan korkmak, toplum içinde görünmez olmak… Bunların hepsi romanda yoksulluğun farklı yüzleri olarak karşımıza çıkıyor. Makar’ın en büyük açlığı aslında ekmek değil; görülmek, anlaşılmak ve değer görmek. Makar karakteri, romanın en dokunaklı tarafı. Küçük mutluluklarla hayata tutunmaya çalışan, sevgisini fedakârlıkla gösteren, sevdiği insan için kendi yaşamını ihmal edecek kadar kendinden vazgeçen bir adam… Genç kıza şekerler, kıyafetler, hediyeler gönderirken kendi kirasını ödeyememesi, günlerce aç kalması ve giderek sefaletin içine sürüklenmesi, sevginin insanı nasıl yüceltebildiği kadar nasıl tüketebildiğini de gösteriyor. Burada karşımıza çok güçlü bir soru çıkıyor: Fedakârlığın sınırı nedir? Sevgi elbette vermeyi gerektirir; ancak
Alıntı
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Müjde Yayınları · 202076,9bin okunma
Puan vermedi
"Küçük İnsan"ın Psikolojisi: Dostoyevski, toplumun en alt katmanındaki bir insanın karmaşık iç dünyasını, gururunu, korkularını ve hassasiyetlerini ilk kez bu derinlikte işlemiştir. Toplumsal Eleştiri: Roman, çarlık Rusya'sındaki katı bürokrasi ve sınıf farklarının, sıradan insanları nasıl ezip geçtiğini ve onları insanlıktan çıkardığını gösterir. Şefkat ve Merhamet: Tüm umutsuzluğa rağmen, kitaptaki tek ışık, iki karakter arasındaki saf ve fedakar şefkattir. Bu, insanlığın en büyük erdemidir.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Müjde Yayınları · 202076,9bin okunma
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma
9/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2018 15:21
Ben bu kitapta; başkalarının eskilerini giydiği için hep utanan, farkedilmemek için derste parmak bile kaldırmayan, başkalarının verdiği defterlerin kullanılmış sayfalarını yırtıp kimseye göstermediği yazılar yazan, arkadaşlarının arasına giremediği için sürekli kitap okuyan ama kitap alacak parası bile olmadığı için kütüphanedeki az sayıda kitabı defalarca okuyan ve bütün bunlara rağmen ufacık bir şeyde mutlu olabilen bir çocuk gördüm. Ben bu kitapta; en büyük utancı, mağazanın vitrininde gördüğü o çiçekli önlüğü alamadıkları için ne kadar üzüldüğünü yazarken elindeki kağıdı alıp tüm sınıfa okuyan bir sosyal bilgiler "öğretmeni" ve tüm sınıfın bakışları altında ezilen bir çocuk gördüm. Ben bu kitapta; evde ekmek yok diye beslenme götüremeyen, bütün gün boyunca su içen ve beden dersinde dayanamayıp bayılan bir çocuk gördüm. Ben bu kitapta; aşağlayan gözler, aşağılanan bir masumiyet gördüm.. İnsanların kendi seçimleri vardır. Birde seçemedikleri.. Cinsiyetimizi seçemeyiz. Irkımızı biz belirlemeyiz. Hangi ailenin çocuğu olacağımız sorulmaz bize. Ve kimseye doğduğu zaman büyük bir zenginlik verilmez. Kim yoksul olmak ister ki? Kim aç kalmak, kim eski kıyafetler giymek, kim aşağılanmak ister? Bu bir seçim değil, bu zaruriyettir. Seçilemeyen bir şey nasıl kusur olabilir? O çocuk istemedi ki yoksul olmayı. Neden yoksul olduğu için sustu? Neden aşağılandı? Bazı insanlar gece gündüz çalışır, kurtulamaz fakirliğin pençesinden; bazı insanlar yan gelip yatar, paralar içinde yüzer. Sonra cebindeki iki kuruş parasına güvenen, parasızı ezer. Bu adaletsizlik mi? Evet adaletsizlik. Ama bu sadece adaletsizlik değil, bu bizim insanlarımız. Bu biziz.. Dostoyevski'nin ilk romanıyla başlıyorum onu okumaya. Ve iyiki diyorum, iyiki bu kitapla başlamışım. Kitaba çok fazla inceleme
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma
Puan vermedi·184 syf.·
2024 50. kitabı
Dosto’m Çok rahat. Çok profesyonel. Sıradan hayatları, özgün üslubuyla yoksulluk, özlem, gurur ve sevgi seliyle bezeli anlatısı ile İnsancıklar , Fyodor Dostoyevski’nin ilk romanı. Kitabın asıl ismi “Zavallı, yoksul insanlar” Mektuplarla ilerleyen bir kurgusuyla sade, içten ve etkileyici bir yolculuğa çıkarırken fazlasıyla duygusal bir psikolojik atmosferde gezdiriyor. İlk kitabı olsa bile Yazdıkları duygusal gerçekliği Çok rahat ve yazarlığının kimliğiyle, iç titreten karakterlerini çok profesyonelce bir tarzda yazıyor, yaşantısında bir dönüm noktası olan bu eserde ,karakterlere verdiği ihtimamı hissettiriyor. Kitabı ilk okuyan yazar arkadaşı Dmitri Vasilyeviç Grigoroviç ‘in hissettiği gibi dostoyevski’ye sarılmak isteyeceğiniz bir roman. Fakirlik, sefalet kavramlarını, gurur ekseninde yoksulluğun öznesi haline getiriyor. Maddi zenginliğin verdiği fakirlik duygusuna eleştirel bir yaklaşım sunuyor. Uslübunun da verdiği duygu yoğunluğuyla yoksulluğun içindeki duygusal bütünlüğü erdemle efkarlı bir hale büründürüyor. Romanda iki baş karakter var. fakir bir ihtiyar Makar Alekseyeviç isimli katip kalender, öksüz ve yoksul olan Varvara ile arasındaki Mektuplaşmayı konu ediniyor. Yazarlığının yeteneğini karakterlerde derinlemesine hissettiyor ve yürek burkan bir roman yolculuğu sunuyor. Karakterlerindeki şefkati, utangaçlığı, yoksulluğun verdiği gururu yoksunluğa dönüştürmeden veriyor. Makar’ın Varvara’ya olan saygınlığını, sevgisini ve koruyuculuğunu mektuplarında güçlenen bir kimliğe kavuşturuyor. Karakterlerden makar’ın Üslubunu geliştirirken tumturaklı bir hisle yazması okuyucuya muntazam bir hüzünle veriyor. Karşılıklı mektuplarla mektupların akıcılığının yanı sıra ,tarihlerin sıkılaşması da hikayeyi daha da kuvvetlendiriyor. Bir telaş halinin yansıması olarak değerli bir ivme
Düşünce
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma
Güvercinim...
10/10
·175 syf.··
2024 2. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2024 20:36
·
“Kalemi cesur ve üslubu engin yani her sözcüğünde ne olursa olsun,en boş,en sıradan,seviyesiz sözcüğünde bile kendine özgü bir üslup var…” İnsancıklar Ben Fyodor Dostoyevski üslubunu böyle anlatamazdım adam kendini anlatmış ben alıntıladım artık. Makar ve cancağızı, güvercini Varenka. İki yoksul insan. Yoksulluğun, hüznün, sevginin ,gururun, utancın, fedakarlığın, karşılıksız sevmenin, ve kopmak istemeyişin hikayesi… Hikaye bu ama psikoloji doktoru bize (yani modu düşük olanlara ilaç dağıtıyor alırsan güvercinim.) “Aşırı hayalperestim ve bu beni kurtardı” İnsancıklar Zordayken hayal kurun çokça diyor güvercinim… “Her şeyi fazla ciddiye alıyorsunuz, bu yüzden de mutsuz oluyorsunuz.” İnsancıklar ben katılıyorum güvercinim ya sen? Yetmiyor saptamalar yapıyor bizlere güvercinim ; “kendinize en yakın bildiğiniz,yardım beklediğiniz insanlardan sadece kötülük gördünüz.” İnsancıklar Mektuplar sanki sizlere yazılmış gibi hissedebilir zorda kalan siz oluveriyorsunuz bir anda. “Ben kendim okumadım, ama burada çok övüyorlar.” İnsancıklar Bu kitap o kitap güvercinim sende oku…
Edebiyat
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma

Yazar Hakkında

Fyodor DostoyevskiYazar · 137 kitap
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский) (d: 11 Kasım 1821, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı. Dostoyevski, Mikhail ve Maria Dostoyevski'nin oğlu olarak 11 Kasım 1821 tarihinde Moskova'da doğdu. Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi'nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova'nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski'nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı. Dostoyevski, çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi. Babasının çalıştığı hastaneden bulunan hastalar ile vakit geçirmeyi ve onların hikâyelerini dinlemeyi çok seven Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova'da yaptı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğü zaman, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'na gönderildi. Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg'ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi. Babasının 1839'daki ani ölümünü burada öğrendi. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü'ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski'nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski'nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapishanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg'a yerleşti. Petersburg'a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı. 1862'de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski'nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi. İlk yazarlık dönemi Ordudan ayrıldıktan sonra kurgusal roman yazmaya başladı. Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar (Bednye Lyudi) ilk olarak 1846 yılında yayımlandı. Dostoyevski, toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi. Halkın sıcak ilgisiyle karşılanan bu kitap, eleştirmenlerden de övgüler aldı. Ünlü eleştirmen Belinski, romanı okuduktan sonra Dostoyevski'ye gelecekte büyük bir yazar olacağına dair övgü dolu sözler söyledi. Şair Nikolay Neksarov, Dostoyevski hakkında "Yeni bir Gogol doğdu" diye konuştu. Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı Öteki (Dvoynik) yayımlandı. Yazar bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikâyesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti. 1847 yılında ise Ev Sahibesi (Hozyayka) isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde Beyaz Geceler (Belıye Noçi) ve Bir Yufka Yürekli (Slaboye Serdtse) adlı kitapları yayımlattı. Bir Yufka Yürekli, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski'nin umudunu kırdı. Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi. İkinci yazarlık dönemi 1859'da ordudan terhis edilerek Moskova dışında küçük bir yerde kalmaya zorlanan Dostoyevski, özgürlüğüne kavuştuktan sonra Petersburg'a döndü. Kardeşi Mihail ve arkadaşı N.N. Strahov ile birlikte Vremya (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergileri hazırladı. Bu dergilerde Slavcı düşünceyi savunduğunu belirten yazılar yazdı. Ezilenler (Unijenniye i Oskorblyonniye) ve Ölü Evinden Anılar (Zapiski iz Mertvogo Doma) ile kendinden söz ettirdi. 1863 yılında arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşen ve yayımcılardan yazmadığı romanların avanslarını alarak yaşayan Dostoyevski, Yeraltından Notlar adlı yapıtı 1864 yılında yayımlandı. Romanda bir zihnin derinliklerine indi. Suç ve Ceza (Prestuplenie i Nakazanie) ve Kumarbaz(İgrok) adlı yapıtları 1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, Suç ve Ceza'yı 1858 yılında Semipalatinsk'te bulunduğu zaman Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikâye olarak tasarlamıştı. Bunun nedeni, Sibirya'dan ayrılana dek roman yazmama kararı almasıydı. Dostoyevski, kardeşi Mihail'e gönderdiği bir mektupta kitap hakkında: “ ...Konusu gerçekten çok güzel. Kahramana gelince, bugüne kadar hiç denenmemiş bir kişi. Ama bugünün Rusyasına bakacak olursak, böyle bir kişi karşımıza sık sık çıkmaktadır. Bu sonuca halkın kafasını yeni fikirleri anlayarak vardım. Öyle hissediyorum ki, yeni fikirler ve görüşlerle döndüğüm zaman, romanımı genişletmekte başarılı olacağım. Kişi aceleye gelmemelidir dostum. Ve insan iyi olanın dışında hiçbir şey yapmamalıdır... ” diye yazdı. Dostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov'un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Yazar, küçük bir otel odasında ve kötü bir ekonomik durumla yazdığı Suç ve Ceza'yı 1866 yılında tamamlamıştı. Dostoyevski'nin yazdığı Budala (Idiot) eseri 1866, Ebedi Koca (Veçnıy Muj) 1870, Ecinniler (Besı) 1872 yılında yayımlandı. Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısı öldükten sonra sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina ile evlendi. Yeniden borçlanan ve kumaranelerde dolaşmaya başlayan Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak kızı fazla yaşayamadı ve doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski de bu yüzden büyük bir sarsıntı geçirdi. 1875'te Delikanlı (Podrostok), 1876'da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik Pisatelya)[ ve 1879'da Karamazov Kardeşler (Bratya Karamazovi) adlı romanları yayımlandı. Hayatı boyunca eserlerinde işlediği temaları yeniden ele aldığı, insan duygularının derinliğine inen eserler yazan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de Ivan ve Alyosha Karamazov adlı karakterler için filozof Vladimir Sergeyevich Solovyov'dan ilham aldı. Zosima ve Alyosha'nın öne çıkacağı Bir Büyük Günahkarın Yaşamı adlı eseri tamamlayamadı. 1881 yılının Ocak ayında bir ciğer kanaması geçirerek yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü. Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı İnsancıklar'dan sonra yazdığı Öteki ve Ev Sahibesi ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı Öteki adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti. Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya "Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim" diye açıklamıştı. Ecinniler'de Stavrogin'i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı. Dostoyevski kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, "Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu" diyerek Karamazov Kardeşler adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov'un tepkisinin benzerini gösterdi. Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski'nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı. Andre Gide, Ezilenler adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği Ezilenler'de bulunan temanın Ebedî Koca'da, Ecinniler'de ve Karamozov Kardeşler'da da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski'nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti. Devlet aleyhinde bir komploya katıldığı iddiası ile tutuklandıktan sonra sekiz ay hapisanede kalan Dostoyevski, suç ve ceza kavramlarıyla en yoğun şekilde burada karşılaştı. İdam edilmek üzereyken affedildi. Cezası dört yıl kürek ve altı yıl adî hapse dönüştürüldü. Dört yılın sonunda er rütbesi ile kışlaya verildi ve 1859 yılında terhis edildi. Suç ve Ceza adlı eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını ve siyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill'in ekonomik refah için bireysel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov'un ağzından eleştirdi. Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı'dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı çoşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.