9/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2025 14:12
Woolf da benim gibi Proust’tan etkilenme işini abartanlardan biri. Onunla tanıştıktan sonra edebiyat dünyasına hiçbir şey veremeyeceğine inanmış neredeyse, ama sonra Mrs. Dalloway’i yazmış. Proust’u okumak Virginia Woolf’u neredeyse susturmuştu. Woolf, Proust’un romanını sevmişti ama sevme işini biraz fazla kaçırmıştı. (Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?, s.208) İlk önce kendini kaybetmiş ve yazarlığından vazgeçmiş, soluğu kesilmiş çünkü, bu dev yapıta ara vermiş bu nedenlerden dolayı. Daha sonra kendine gelip yazmaya devam etmiş. Proust ile yıldızı barıştıktan sonra eseri bitirmek için adım atmış ve Kayıp Zamanın İzinde’yi tamamlamış. Yine de hâlâ onun yanına bile yaklaşamadığını düşünürken yazın dünyasına harika eserler bırakmış aslında: Deniz Feneri, Kendine Ait Bir Oda, Aynadaki Hanımefendi okuduklarım arasındalar. İngiliz edebiyatında dönemin en önemli yazarlarından biri Woolf, çünkü kadının toplumdaki yerini eleştiren güçlü bir kalemi var. Yalnızca kadın kimliği ve kadınlar da değil meselesi: Kadın-erkek ilişkileri, savaşlardan gurur duyulması, savaş sonrası toplumun durumu, İngilizlerin aristokrat kibri, monarşiye bağlılık, travmaların görmezden gelinmesi, kadının kadına ilgi duymasının ayıplanması, kadının her anlamda evliliğe giden yolu, çocuk sahibi olmak ve çocuk büyütmek gibi o dönemin sorunlarını günlük hayatın detaylarına girerek ele alıyor Woolf, fakat bunu doğrudan değil de karakterlerin içsel monologlarına sıkıştırarak gerçekleştiriyor. İnce bir eleştiri söz konusu, ironi ile yaklaşmış olgulara. Sadece görmek isteyene sunacağı çok şeyi var bu romanın diyebilirim. Joyce’un Ulysses’i gibi tek bir günü, haziranın bir gününü anlatan bu kitap, Ulysses kadar uzun ve katmanlı olmamasına rağmen, Woolf’un 236 sayfalık bir eserde bilinç akışı tekniğini mükemmel bir şekilde kullanması hayranlık uyandırıcı. Londra’da üç kişinin, özellikle Clarissa Dalloway’in etrafında değil de daha çok içinde, bilincinde gelişen süreçle ilerliyor eser. Bu bağlamda yine Ulysses benzetmesi yapacağım, o kitapta da üç kişi vardı çünkü. Öne çıkan karakter de Leopold Bloom’du. Mrs. Dalloway’de de yalnızca üç kişi değil, tıpkı Ulysses gibi birçok karakterle karşılaştım fakat hepsinin iç dünyalarına derinlemesine girmek mümkün olmadı. Yine de Woolf, bu üç kişinin yanında diğerlerinin de kafasından geçenlere tanık etmeyi başarıyor. Yani kitap daha uzun olsa neler olabileceğini tahmin bile edemiyorum… Üç kişinin hissettikleri ise sayfalar ilerledikçe derinleşiyor, onları içselleştirmek gitgide daha kolay oluyor böylece. Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’de de yarattığı zaman algısından, hatıraların ve anıların detaylarında kaybolmasından ve tüm bu akışlardan etkilenen Woolf’un da eserinde bilinç akışından faydalanarak karakterlerin duygularını ve düşüncelerini “zaman” ile bütünleştiriyor olması benim için bir sürpriz değildi. Ondan etkilendiğini saklamamış ve bunu “iyi bir edebiyat” ürünü eser yaratma kaygısıyla birleştirerek Mrs. Dalloway’i ortaya çıkarmış. Orta yaşlarında bir ev hanımı olan, Londra cemiyetinin önemli isimlerinden Clarissa Dalloway o akşam parti verecektir. Siyasetle ilgilenen eşi Richard ve bağnaz dadısından ayrılmayan kızı Elizabeth ile birlikte heyecanı olmayan bir hayatın içindedir. Genç bir kızken gönlünü kaptırdığı Peter ile evlenseydi yaşamının nasıl olacağını düşünür bazen. Ele avuca sığmayan Peter ile. Yine gençliğinin güzel günlerinde ona ve bulunduğu ortama neşe katan arkadaşı Sally ile yaşadıkları, ona beslediği hisler ne olacaktı peki? Kendine bile itiraf etmeye çekindiği duygularla boğuşurken Londra sokaklarında yürüyor ve hayatın ne kadar sıradan ama güzel olduğunu hatırlatıyor kendine. Londra’nın başka bir yerinde eşiyle birlikte yaşayan ya da yaşamaya çalışan Septimus Warren Smith, savaşın izlerini silmeye çalışırken kafasından atamadığı düşüncelerle savaşmaya devam ediyor. Hindistan’dan yeni dönen Peter Walsh ise Clarissa ile eski günlerini hatırlarken, bir taraftan da içine ve yüreğine kök salmış o duygularla mücadele ediyor ve memleketiyle geldiği yeri karşılaştırıyor. Bu kısacık eserde insan var oluşuna dair bir yolculuk yaptım, bilinç akışının sunduğu en anlamlı hazine de bu galiba. İnsanın içsel dünyasına giden ve hiç bitmeyen bir yol. Bu türü sevdikten sonra başka kitaplar anlamını ve değerini yitiriyor sanki. Halbuki insanı kendi içine bakmaya zorlayan kitaplar, içimizdekilerle bizleri bütünleştirmez mi? Hem de o içimizdekiler neyse, hepsini. İncelememi yayımladığım platform: instagram.com/p/DM-HZBZIfMG/?...
Edebiyat
Mrs. DallowayVirginia Woolf · Can Yayınları · 20245,9bin okunma
·
355 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.