·272 syf.····Okunma: 05 Ağustos 2025 23:44 Evet, Victor Frankenstein tam olarak bu görüşteydi. Tıpkı Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’deki İvan’ı, Suç ve Ceza’daki Raskolnikov’u, Yeraltından Notlar’daki o yeraltı adamı gibi… Victor Frankenstein, aklın sınırlarını her zaman zorlayan; büyük bir lütuf, aynı zamanda büyük bir düşmandı. Victor, yaptığı doğaüstü çalışmaların ardından kendini bir yaratıcı olarak görür, Tanrı rolünde hisseder. Yarattığı bu canavarın korkunçluğu ve çirkinliğinden dolayı onu hemen terk eder.
Bu canavarın yalnız kalışı, toplumda yer edinmesini olanaksız kılar. İnsanlar tarafından dışlanır, aşağılanır, hor görülür, kovulur, saldırıya uğrar… İçinde merhamet ve sevgi olan bu canlı zamanla dışlanmışlığın içinde yalnızlaşır. Yalnızlaşan her insan gibi Tanrı’ya sığınırız; onun içimizdeki varlığını hisseder, huzur ararız. Peki bu canavar, yaratıcısı tarafından reddedilince ne yapar? Kime sığınır? Kimde teselli bulur?
Evet, insanda… Eğer İvan Karamazov gibi, Raskolnikov gibi yalnızlık ve acı çeker. Bambaşka bir kimliğe dönüşür. İnsanlığa, sevgiye, merhamete uzak kalır; kalbi kötüye, acımasızlığa doğru yönlenir. Çünkü bunca zalim, acımasız insan varken neden sessizsin, diye yakarışlarda bulunur. Bu sessizliğin ardından başka bir kimliğe dönüşüverir. Victor Frankenstein’in canavarı tam olarak öyleydi.
Her ne kadar korku temasını alsa da içinde derin ve çok katmanlı felsefi anlamlar barındıran bir eser. Mary Shelley’nin bu kitabı çok genç yaşta, on dokuz yaşında ve sadece on günde yazmış olması muazzam bir güç…