·262 syf.····Okunma: 05 Ağustos 2025 20:31 Avare Ralph’ten, Şef Ralph’e, zeki Jack’ten zorba Jack’e ve 1857 Ballantyne’den, 1954 Golding’e uzanan bir hikaye aslında.
Önce Ballantyne’den yani Mercan Adası’ndan başlamak istiyorum. 4. ve 5. sınıfa giderken en az 3-4 sefer çocuk versiyonlarını okumuştum. 100-150 sayfa civarında sadeleştirilmiş kitaplardır. Ve hala çocuklarınız için kitapçılarda bulabilirsiniz.
Üstünden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen geçenlerde aklıma geldi ve tam metnini İletişim Yayınları’ndan buldum ve aldım. Bugün 35’imde olmama rağmen çok hoşuma giderek okudum. Üç çocuğun Pasifik’te bir adada mahsur kaldıktan sonra başlarından geçen olayların anlatıldığı kitapta en çok hoşuma giden taraf Jack’in olaylara bilimsel bakış açısıyla yaklaşması ve mantık çerçevesinde çözümler üretmesiydi. Belki de çocukluğumda beni kitaba bağlayan taraflardan birisi bu olmuştur.
Mercan Adası Avare Ralph’in kısa bir çocukluk biyografisiyle başlar. İnglitere’den bindiği ticaret gemisinde tanıştığı iki arkadaşı olan Jack ve Peterkin’le devam eder. Hikaye Ralph’in kendi ağzından anlatılır. Bu üç arkadaş bindikleri geminin alabora olmasıyla Pasifik’te bir ada olan Mercan Adası’na sürüklenirler. Adada, yaşları 14 ile 18 arası üç çocuk aldıkları eğitim neticesinde bir medeniyet inşaasına soyunurlar. Kısa bir süre içerisinde başarılı da olurlar. Hikayenin içerisinde bol bol dini motiflerinde kullanıldığı Mercan Adası bir bakıma Hristiyanlığın Pasifik’teki yayılma sürecini de kısmen doğru bir biçimde ele almaktadır. Kitabın sonlarına doğru bunu net bir biçimde okuyucuya hissettiriyor.
Mesela şu paragraf bu görüşümü destekler niteliktedir.
“Bebek mi? dedim kuşkuyla.
“Tabii ya, bebek,” diye karşılık verdi Bill. “Senin memleketindeki mıymıntılar olsa, ‘Ah, korkunç! İmkansız!’ falan derdi. ‘Korkunç! İmkansız!’ dediklerinde bunların hepsi aniden gerçekliğini yitirirmiş gibi, rahat ve umursamaz bir biçimde hayatlarına devam ederlerdi. Ama diyorum bak sana Ralph bu gerçek. Bunlar sözde tanrılarına, yani bu yılanbalığına bebeklerini kurban veriyorlar. Kim bilir ölmeden önce daha kaç tanesini midesine indirir.
“Tanrı misyonerleri korusun!” dedim, kendimi öyle kaptırmıştım ki zar zor konuşuyordum.”
Mercan Adası’nda gençler kendi kendilerine yetiyorlarken diğer yandan ellerindeki imkanlarla ufak bir tekne de yapıyorlar. Diğer adalara gezinti, korsanların Ralph’i kaçırması, kabilelerin birbirleriyle olan dalaşmaları sırasında yaşanan maceralar anlatılıyor. Vahşilere medeni yaşamın anahtarı olarak genelde Hrsitiyanlık sunuluyorken, bilimsel bakış açısından da kesinlikle taviz verilmiyor.
Takdirlerinize bırakıyorum.
Çünkü malumunuz memleketimizde parmakla sayılabilecek kadar az bilim, siyaset ve din adamının dinle bilimi keskin çizgilerle ayırabildiğine şahit oluyoruz. Ya din adamı bilimsel bir metodu dışlıyor, cehennemlik ilan ediyor. Ya bilim adamı veya siyasetçi hiç olmayacak bir yerde, bir durumda dinle alakalı olur olmaz laflar edip halkın tepkisini çekiyor ve gündemi boş yere günlerce işgal ediyor.
Oysa din herkesin kendi bireysel alanında kalsa herşey çok daha güzel olacak. Neyse bu konu başka bir yazının konusu.
Mercan Adası hikayesi Ralph ve arkadaşlarının birkaç kabileye medeniyet ve Hristiyanlık getirmeleriyle son buluyor.
Yazının başında bahsettiğim William Golding ise bu hikayeyi gençlik yıllarında birkaç defa okumuş ve sanırım ileriki yaşamında yaşamış olduğu bazı travmalar neticesinde insanlığın aslında vahşi olduğunu anlatmak ve Ballantyne’nin hikayesine tepki olarak Sineklerin Tanrısı’nı 1954 yılında yazmıştır.
Bana kalırsa Sineklerin Tanrısı aslında Mercan Adası’nın tam karşısında duran bir kitap değil. Çünkü Sineklerin Tanrısı’ndaki çocukların yaşları en büyükleri 12 olacak şekilde kurgulanırken Mercan Adası’ndaki Jack 18 yaşındadır. Ve aradaki o 6 yaş fark medeni yaşamın ölçülerini anlama, içselleştirme ve bir birey olma, vatandaş olma yolunda çok önemli bir zaman dilimidir. Bununla beraber Golding kendi kitabı olan Sineklerin Tanrısı’nın ana karakterlerinin isimlerini de Jack ve Ralph koyar. Belki de Mercan Adası’nı çok beğendiğinden böyle bir girişimde bulunmuştur. Bu da aklımızın bir köşesinde bulunsun.
Sineklerin Tanrısı da Mercan Adası’nda olduğu gibi bir adada geçiyor ancak ondan farkı Sineklerin Tanrısı doğrudan adada başlıyor. Atom savaşlarından çocukları koruyan uçak bir adaya düşüyor ve roman orada başlıyor.
Romanın ana konusu çocuklar, yönetim, medeniyet ve hiyerarşi gibi kavramlar üzerinden şekilleniyor. Bir grup çocuk ıssız bir adada bulunuyorlar ve ne yapacaklarını bilmiyorlar. Karakterleri ve nesneleri kendi uslubumca sizlere de anlatmaya çalışacağım.
Ralph, iyi huylu, liderlik özellikleri olan, yakışıklı ve bilgiye değer veren öğrenmeye açık yapıda bir çocuktur.
Jack ise Ralph’in tam tersi özellikleri hem zihninde, hem bedeninde barındıran çirkin bir çocuktur.
Domuzcuk romanın ismi olmayan tek çocuğudur ve herkes kilolarından ve gözlüklerinden dolayı onunla alay etmektedir. Ancak, Domuzcuk zeki birisi olarak karşımıza çıkıyor.
Simon iyiliğin, dürüstlüğün ve saflığın simgeleyicisidir. Bana kalırsa romandaki rolü ilahi olgularla açıklanabilir.
Şeytan minaresi yani denizkabuğu demokrasi, hak, hürriyet eşitlik gibi sembollerle ilişkilendirilebilir.
Romanda Ralph ve Domuzcuk dışında hiçbir karakterin geçmiş hayatına dair bilgimiz yok.
Çocukların yaş ortalaması en küçüğü 6 en büyüğü 12 olacak şekildedir.
Çocuklar adaya çıktıklarında ilk olarak Ralph ve Domuzcuk karşılaşırlar. Ardından diğerleri de toplaşırlar ve ne yapacaklarına, nasıl yaşayacaklarına dair toplantı yapma kararı alırlar. Ralph topluluğun şefi seçilir ve toplantı yapacaklarında şeytan minaresini öttürerek diğer çocukların toplanmasını sağlar. Ateş medeniyete götüren bir araçtır çocuklar için, ancak bunun sadece Domuzcuk, Simon ve Ralph farkındadır. Diğerleri avcılık yapmak, eğlenmek ve medeniyetten, kurallardan uzak yaşamanın tadını çıkarmaya çalışır. Adada hiyerarşi ve düzen bozulmaya başlayınca ekip ikiye bölünür. Diğer ekibin lideri Jack faşist bir anlayışı temsilen kan dökmekten, şiddetten ve korkudan medet umarak çocukları etrafında toplar. Adada bir de canavarın ortaya çıkmasıyla işler daha da sarpa sarar. Çünkü, otoriter liderlerin temel özelliklerinden birisi de dış güçler ve dışardaki düşmanlardır. Canavarın ortaya çıkmış olması ve aç kalma korkusu liderliğini pekiştirmesinde büyük rol oynar. Romanın sonlarına doğru Domuzcuk yani adadaki en rasyonel, akılcı kişinin de öldürülmesi Ralph’in sonunu getirecektir. Çünkü, en başından beridir Ralph’e diş bileyen ancak ona olan kinini Domuzcuk üzerine şiddet uygulayarak gösteren Jack artık hedefine Ralph’i koymuştur.
Romanın anlattığı olaylardan yola çıkarak bazı ahlak kuramcılarının analizlerine de değinmeden bitirmek istemiyorum.
Kohlberg’in ahlak gelişimi kuramı, Jean Piaget’iin bilişsel gelişim kuramı gibi kuramlar romanın konusu olan çocukların davranış biçimlerini açıklamaya çalışmışlardır.
Kohlberg’e göre Ahlaki Gelişim Düzeyleri 3 ana başlık altında incelenebilir.
1.Gelenek Öncesi Dönem; Bu düzeydeki çocuk, kültür içinde kabul edilen iyi ve kötü ölçütlere göre davranır.
2.Geleneksel Dönem; Bu dönemdeki çocuklar, diğer insanların beklentilerine; özellikle de özdeşleştikleri özel insanları ve genel toplumsal düzenin beklentilerine uymak isterler.
3.Gelenek Sonrası Dönem; Birey, izlemek istediği ahlak ilkelerini başkalarında ve otoriteden bağımsız olarak seçer. Ahlak gelişiminin son iki aşaması bu düzeyin kapsamındadır.
Bunlar da kendi aralarında bazı başlıklara ayrılıyor ve Kohlberg gelenek sonrası döneme ulaşma yaşının 14 olduğunu ve yetişkinlerin tamamının bu evreye ulaşmadıklarını söylüyor.
Jean Piaget’se kuramını 4 ana başlık üzerine kuruyor ve şöyle diyor;
1.Duyusal-motor evre (0–2 yaş) Bu evre, doğumdan yaklaşık iki yaşına kadar süren ve bilişsel gelişimin en temel yapı taşlarının atıldığı dönemdir. Bebekler bu dönemde çevrelerini yalnızca duyusal deneyimler (görme, işitme, dokunma) ve motor etkinliklerle algılarlar.
2.İşlem öncesi evre (2–7 yaş) İki yaşından itibaren çocuklar artık semboller kullanarak düşünmeye başlarlar. Dil gelişimi hızlanır, hayal gücü güçlenir. Ancak mantıksal düşünme becerileri henüz gelişmemiştir. Düşünce biçimleri sezgiseldir ve çoğu zaman gerçeklikten kopuktur.
3.Somut işlemler evresi (7–11 yaş) Somut işlemler evresi, çocuğun mantıksal düşünmeye adım attığı, ancak bu düşünmenin hâlâ somut olay ve nesnelerle sınırlı olduğu dönemdir. Çocuklar artık bazı bilişsel becerileri sistematik biçimde kullanabilir.
4.Soyut işlemler evresi (11 yaş ve sonrası) Ergenlikle birlikte bireyler soyut düşünme kapasitesine ulaşır. Piaget’ye göre bu evre, insan zihninin en karmaşık düşünme biçimlerine eriştiği dönemdir.
Bütün bu araştırmalar ve Sineklerin Tanrısı romanında da okuduğumuz gibi aslında çocuklar yalnız başlarına kalırlarsa içlerinde gizli olanlar tamamıyla açığa çıkacaktır. 2 gün evde 10-12 yaşlarında çocukları yalnız bırakarak netice alabileceğinizi düşünüyorum.
Ancak bu demek değildir ki çocuklar kötüdür. Onların içindeki cevheri bulup çıkarak olan aile ve sosyal çevredir. Çocuk 13-14 yaşına kadar belli yasakları, adet, gelenek, görenek ve kuralları ailseinden ve yaşadığı sosyal çevre aracılığıyla öğrenir. Bütün hayatı boyunca da ya 14 yaşındaki o anlayışla hayatına devam eder ya da evrensel ilkeleri öğrenir ve temel insan haklarını kendi hayatında ve çevresinde uygulamaya, bunlara azami özen göstermeye çalışır.
Son yıllarda milletimizin kanayan bir yarası olan akran zorbalığı gibi olaylar maalesef tam da bu evreleri yaşamamış, ailesinden ve çevresinden gerekli eğitimi, disiplini almamış sözde çocuklardan kaynaklanıyor. Görünen o ki cezaların aileleri de kapsayacak şekilde ağırlaştırılmaması durumunda daha nice evladımızı bu vahşilere kurban vereceğiz.
Bu vesileyle 24 Ocak 2025 tarihinde kaybettiğimiz evladımız Ahmet Minguzzi’ye Tanrı’dan rahmet, ailesine ve sevenlerine baş sağlığı dilerim.