Kâğıt Ev bibliyofil bir bireyin tutkusu üzerinden hayat ve yaşantı kavramlarının revize edilmesini anlatır. Eserin dinamikleri kitap-okumak ve birey üçlüsü bağlamında belirlendiği romanda; kahramların sıradışı kesişen hayatları bir anlatı sunmaktadır. Ve okudukça okuyucu-yazar-eser üçgeninde kendinden bir şey bulma serüveni baş göstermektedir.
“İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir.'' sözü üzerinden esere yaklaştığımızda insan ve kitap arasındaki ilişkinin hem fiziksel hem de metafiziksel bir bağlamda neliği ve nasıllığı hakkında bize kitaplara bakış açımızın değişeceğini sadece bir çıkar ve haz ilkesi üzerinden değilde; kitabında yaşantısını olduğunu kabul etmek realitesini vaaz etmektedir. Buradan da hareketle kitapların kaderi her okuyucunun zihin dünyasının bakir topraklarındaki tohumlarla kendi canlılığını koruma iç güdüsüyle hareket edecektir ki eser canlılığını koruyabilsin. Aksi durumda eser anlık bir haz veya çıkar dinamiğinden öteye geçmeyecektir.
Ve eserin son bölümlerinde kitaptan ev inşa edip orada yaşamak ve daha sonra bu inşayı yıkmak! tıpkı hayat gibi bir örüntünün göstergesini bize anlatmaktadır. Her inşa süreci bir yıkımın doğum sancısıya birlikte gelir. Bu yüzden her yıkım bize yeni bir inşanında sac ayaklarını verir.
Sonuç olarak; Carlos María Domínguez bize Kâğıt Ev eserinde kitap-okumak-birey sürecini bir ev sıcaklığında ve insanın evindeki yaşamsal ve ruhsal sıkıntılarının neliğini anlatısını sunmuştur. Bu sunuş hem üslubu hem de kavramsal şematiği itibariyle sıcaklığı okuyucu kendine çekmkte hem de anlayaşını kolaylaştırmkatadır. Kısacası Carlos María Domínguez bizim içimizdeki binliyofil profilimizi keşfetmemize salık vermektedir.