Bu bir sistem ya da toplum eleştirisi değil, şikâyet.
4/10
·303 syf.··
2025 11. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2025 10:23
Başlıkta yazdığım gibi tam olarak. Yorumlardan yola çıkarak sağlam temele oturmuş bir sistem eleştirisi bekliyorsanız hiç heveslenmeyin. Yazarın sistem eleştirisi yapma gibi bir derdi falan yok, yazarlık macerasında başına gelenlere dair şikayetlerini zayıf bir kurguya oturtmuş yalnızca. Mükemmel eleştiriler, harika çatışmalar yazabilecekken şikayetten öteye gidememiş. Özellikle linç kültürü, toplumu yönlendirmenin aslında ne kadar kolay olduğu, yayıncılık sektörünün arka kapıları, yayıncılık sektörünün beklentilerinin bir yazara neler yaptırabileceği konusunda çok vurucu şeyler yazılabilir aslında. Kitap çalıyor karakter daha ne olsun diyebilirsiniz ama June'u delirtip kitap çalacak noktaya getiren şey az önce yazdığım şeyler değil, salt kıskanç bir karakter olması. Herkesi kendinden aşağı, yetersiz görüp kendini çok matah bir şey sanırken aslında bir türlü istediği gibi biri olamaması. Eğer onu kitap çalmaya iten şey kıskançlığı değil yayın dünyasında başına gelenlerden sonra etik değerlerini kaybedip tırlatması olsaydı aradığımı bulabilirdim belki. Hatta bu tırlatma sosyal medya linçlerinden sonra daha farklı yönde ilerleseydi daha çok severdim. Candice'i okusak daha eğlenceli olurdu mesela. Yorumları gördükten sonra June karakterini okumak için çok heveslenmiştim. Etik karmaşa yaşatan, iki tarafı da aynı anda hem haklı hem haksız gördüğüm, gri bölgeden bir türlü çıkamayıp kafayı yediğim karakterleri okumayı severim ama June dümdüz nefretlik bir karakter. Hiç öyle söyledikleri gibi okuyucuyu manipüle eden bir karakter değil. İçsel çatışmaları var ama bu 'ama kitabın üstünde benim de çok emeğim var, o yüzden benim' den öteye gitmiyor. Bu kadar nefret ettiğim bir karakter daha olmamıştı gerçekten. En sona ekleyeceğim nedenini. İlk 100 sayfa: NE BEKLEDİM: Kitap başlangıçta epey ilgimi çekti ama anlatım tarzını pek sevmedim. Kitap okuyor gibi hissetmekten ziyade birisi karşımda başından geçenleri anlatıyor gibiydi. Belli ki yazarın yapmak istediği de buydu ve yapmak istediği şey konusunda başarılıydı ama beni pek sarmadı. Ona rağmen ilerledikçe anlatımı geri plana atıp kendimi konuya kaptırmaya başladım. Özellikle Athena'nın defterlerinin sergileneceği kısma geldiğimde epey heyecanlandım. 'İşte şimdi başlıyoruz' dedim kendi kendime. 'Şimdi Juniper 'sözde kitabını' korumak için etik kurallarını bir kez daha yıkacak, ahlak sınırları dışına çıkacak ve ben doya doya çılgınlıklarını okuyacağım. Zaten kıskançlığını ve başarılı olmak uğruna kitap dahi çalabileceğini okuduk. Kıskançlık, linç kültürü, listelerle yarıştırılmak, başarılı ve başarısız etiketleri, diğer insanların bu etiketlere göre değişen tavırları, ırkçılık, ters ayrımcılık ve tüm bunların bir insana yaptıracaklarını okuyacağım diye heveslendim. Özellikle bu sektörün arka kapılarında neler döndüğünü tahmin eden biri olarak aşırı keyiflendim. Linç kültürünün bir insana neler yaptıracağını, DAHA FAZLA neler yaptıracağını okuyacağım sandım. NE BULDUM: İlk 100 sayfada herhangi kıskanç bir yazarın hayatından günleri okuduk sadece. 98. sayfada 'artık bir şey olsun çok sıkıldım' diye bağırırken buldum kendimi. Pek tabii Juniper'ın işlerin aydınlık tarafı olduğu gibi karanlık tarafı olduğunu fark ettiğini, karakterindeki kırılmaları ve değişimleri de okuyoruz ama kendini okutturacak seviyede değil. Çok önemli bir yerlere değiniyor ama kurguya yedirilmiyor. Geçmiyor yani. Çünkü söylediğim gibi romandan ziyade şikayet bu. Bu kadar konuşulan bir kitabın ilk 100 sayfasından beklentim asla bu değildi. Şimdilik çok çok çok büyük bir hayal kırıklığı. Umarım devamında en azında Juniper'ın onu eleştirenlerle girdiği savaşı, ne tarz aşırılıklara kaçtığını, işler değişince yayıncısının da ona karşı nasıl değiştiğini, sektörün aslında insanı çıldırtacağını okuruz. OKUYAMADIK... Yazmak istediğim çok çok fazla şey var ama yazmayacağım daha fazla. Sadece kendisi dahil hiç kimseyi sevmeyen June karakterinin çevresindeki insanları nasıl gördüğüyle bitireceğim. June, yeğeninin gelecekte vasat bir kız olacağını düşündüğü için sevmiyor. Yeterince sevmiyor diyelim en azından. Ablası ve eniştesini ortalama bir Amerikalı olarak görüp onlarla konuşmayı boş facebook sayfasıyla sohbet etmeye benzetiyor. Filmden, sanattan, müzikten anlamayan boş insanlar olarak görüyor. Tek başarısı çalıntı bir kitaptan gelen biri için fazla iddialı bir tip. Annesi konusunda düşündüklerinde hakkı var, bir şey diyemem. Athena için 'önce o çaldı' diyor. Bunda da hakkı var ama sesini çıkarmaktan aciz bir tip. Onu hırsız, egolu biri olarak görüyor ama acınası şekilde görüşmeye devam ediyor Öyle bir karakter ki sonunda Candice'in ortaya çıkıp onu mahvedeceğini anladığında düşündüğü şey Candice'in kitabının çok satacağı, ne kadar ilgi göreceği. Hissettiği şey kıskançlık. Asla vicdan azabı, ne bileyim içsel bir muhasebe, ona ve Athena'ya yaptığı şeyin farkındalığı değil. Dümdüz sığ bir kıskançlık. Böyle karakterler okumakta sorun yok ama böyle karakterler okumanın keyfi, kitabın sonunda karakterin dünyayı aslında hiç anlamadığını fark etmesini okumakta. Dünyanın onu alıp duvardan duvara vurduğunu ve karakterin gözünün bambaşka bir dünyaya açıldığını okumakta. Bu şekilde olmadan da keyif verebilir ama yukarıda yazdığım gibi karakterin giderek kafayı yediğini okuduğumuzda keyif verir. Asla ders almayabilir ama çöküntüsü gözlerimizin önünde etik, psikolojik, sosyal olarak yaşandığında keyif verir. Bahsettiğim yemeden içmeden kesilme, gidip kusma falan değil. Sonunda da June asla değişmeyecek, kendine yeni çatışmalar düşmanlar bulacak, toplum manipülesiyle götünü kurtarmaya çalışacak tarzında açık bir sonla bitirmiş yazar ama yok kardeşim yok, olmamışlık var bu kitapta. Pardon, şikayette.
1000k
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
·
241 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.