9/10
·304 syf.··
2025 42. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2025 23:21
Sarı Yüz şu an Kuang'ın en popüler ama en düşük puan almış eseri. Kitabı okurken bunun nedenini her sayfada daha iyi anladım. Okurlardan sektörün her aşamasındaki çalışanına kadar parmak basmadığı nokta kalmamış. Büyük bir iki yüzlülüğü hikâyeleştirmiş. Kurgunun kendisi hoşuma gitse de bu kitabı farklı kılan June'un intihal hikayesi değil, yazarın şeffaflığıydı. Athena Liu ile June Hayward Yale Üniversitesi aynı dönem mezunları. İkisi de mezuniyetlerinin ardından aynı şehirde yaşamaya ve yazarlığa başlıyorlar. Benzer çevrelerde olmaları onları bir tür zorunlu arkadaşlığa itmiş. Athena mezuniyetin hemen ardından çok başarılı sözleşmeler imzalayan, eserleri televizyona uyarlanan, sürekli odak noktasında olan Çin kökenli bir Amerikalıyken, anlatıcımız June Hayward çıkış kitabı başarısızlıkla sonuçlanan ve işler onun için hiç iyi ilerlemeyen bir beyaz. Beraber vakit geçirdikleri bir akşam Athena'nın ölmesi ve kimsenin haberdar olmadığı son eserini June'un çalmasıyla ahlaki sorgulama başlıyor. Okuduğum incelemelerde konuyu basitçe June'un anlık yaptığı bir eser hırsızlığı ve devamında söylediği yalanlarla sürüklenen bir kurgu deniyordu. Yaygın görüş June'u sevmemelerine rağmen Athena'ya karşı da kinlenmeleriydi. Hatta bu sebepten keşke Athena'nın bakış açısını da okuyabilseydik diyenler vardı. Bunu anlamakla birlikte yazarın amacının sadece bir intihal kurgusu yazmak olduğunu düşünmüyorum. Yine Kuang'ın June'u sevdirmek ya da nefret ettirmek gibi bir endişesi de yok. June, Athena'nın Çin kökenli Amerikalı olmasının ona azınlık imtiyazı sağladığına inanıyordu. Athena'nın etnik kökeni, ailesinin göç hikayesi ve hatta ismi bile onu pazarlanabilir bir malzeme yaptığı için yayın sektörünün ilgisini çekiyor. Kendisi ise beyaz Amerikalı olduğu için insanların daha baştan anlatacak bir hikayesi olamazmış gibi ona önyargıyla baktığı fikrindeydi. Bu yüzden basitçe fırsat eşitliği yok, aslında Athena (ve onun temsil ettiği azınlıklar) bizim fırsatlarımızı da çalıyor diyor. O yüzden kendi hırsızlığını zihninde hemen temize çekiyor. Bunu bir ödeşme anı olarak kabul ediyor. Kuang'ın burada çok nötr bir dil kullandığını düşünüyorum. Çünkü June'un düşüncelerini bir hırsızın deli zırvaları olarak aktarmamış. Bana göre sektör ve okurların tutumlarının bir yazarı buhrana sürükleyişini anlamlandırmış. Hak vermiyor, açıklıyor. Kendisi de Çinli-Amerikalı olan Kuang'ın bu konuyu bu şekilde ele alması çok değerli. Zaten burada da bırakmamış. June popüler olup başka Asyalılar ile muhatap oluyor ve bu kısımlarda yazar bize Asyalıların bakış açısını anlatıyor. Onlara göre de sektörde Asyalılar için bir kontenjan varmış gibi. Bu yüzden belli bir sayıda Asyalı yazar olunca yeterince göç, ırkçılık teması satabileceğimiz Asyalıyı ünlü yaptık tavrıyla kapılar kapanıyor. Yazarın iki görüş arasında bir tür münazara ve müzakere yürüttüğünü hissettim. June, Athena'nın taslak metninde yayınlanabilir hale getirmek için çok fazla çalışıp değişiklik yapıyor. Onu mükemmelleştirdiğine inanıyor. Ama özünü anlamadığı için Athena'nın zihninin karışıklığına laf atarak pek çok şeyi de kitaptan çıkarıyor. Beyaz olan bir yayıncı ile anlaşınca da benzer anlaşılmazlık sorunları baş gösteriyor. Yayıncı ondan ırkçılıkla ilgili bazı bölümleri hafifletmesini, değiştirmesini hatta tümüyle çıkarmasını istediğinde tabii ki diyor. Kitabın üzerinde ne kadar çalışsa da hikayenin kendisini sahiplenmiyor. Çünkü ona ait değil. Bir diğer sorun da Athena'nın gerçek tarihi kaynaklardan aldığı anılar onlar için okuyucuya abartılı gelecek acı pornosu. İki dünyanın çatışmasını ve Athena'nın da kitaplarını yazarken nasıl bir mücadeleden geçtiğini göstermiş. June, Athena için her şeyin çok kolay olduğunu düşünüyordu. Değilmiş. Çinli işçilerle ilgili bir metin olduğu için adı daha Asyalı durması ve tepkileri sönümlemesi için June'un adı da bir halkla ilişkiler sürecinden geçiyor ve göbek adını soy adı gibi kullanarak "Juniper Song" adıyla kitap tanıtılıyor. Bu tanıtım sürecinde de değinilen iki çok önemli husus var. Biri kitap daha çıkmadan yayınevinin finansal gücü sayesinde herkesin diline dolanıyor. Büyük edebiyat köşeleri, sosyal medya okur hesapları, kitap kulüpleri, aylık sürpriz kitap abonelik servisleri hepsi kitabı listelerine ekleyip yılın kitabı olacağına inandıklarından, heyecanla çıkışını beklediklerinden bahsediyorlar. Tüm bu yaşananlar aslında June'un en başta adalet olmadığı yönündeki hislerini destekleyici. (münazara devam ediyor) Bir yayıncı istiyorsa bir ismi çok rahat parlatabiliyor ve okurlar da sosyal medyada bunun bir parçası oluyor. Fakat burada da başka bir tartışmaya çekiliyoruz. Bazı okurlar olmayan bir kitabı parlatırken bazıları olmayan bir kitabı yeriyor. Bazıları da kitap parlatıldığı için safi nefret ediyor. Daha kitabı okumaya başlarken nefret etmeye hazırlar. Bu kitlesel hareketlerle ilgili söylenecek çok şey var, reddedilemez olansa sosyal medya çağında bununla başa çıkmak, hatta kendimizi sakınmak bile zor. İkinci husus ise June’un beyaz olması; bu, onun Asyalılarla ilgili yazmasını tartışmalı hale getiriyor. Edebiyat artık kimin bir konuyu anlatmaya 'hakkı' olduğu ve kimin temsil yetkisine sahip sayıldığı gibi kimlik merkezli bir sorgulamanın içine çekiliyor. Ki çok derin bir konu. Son Cephe'nin asıl yazarı Athena ve June Athena'nın yazdığı kısımlardan dolayı bir beyaz olarak Asyalıları anlayamadığı ve doğru yansıtamadığı için eleştiriliyor. Buradaki ironi şahane. Kitabın içeriğindeki her hususa böyle açarak bahsedemem. Sadece niye pek çok "cepheden" tepki topladığını, dikkat çektiğini anlamak zor değil. Son olarak bizim sosyal medyamızdaki durum da ironik çünkü Sarı Yüz de sırf popüler olduğu için etkileşim karşılığı nefret öğesi oluyor. Yazar istediğini başarıyla anlatmış.
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,4bin okunma
·
129 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.