Gönderi

Niçin böylesin Ferit?
- Ne oluyorsun? dedi Ferit. Selma kızardı. Bu da onun rengi değildi. Şimdi de dudakları titriyordu. Bir de gözleri yaşarırsa, Ferit için bu ahmak başı kesip kapının önüne bıraktıktan sonra, bu güzel vücudu kucaklayarak Saim’in odasına atmaktan başka bir hayal kalmıyordu. Kız yutkundu ve mırıldandı: - Niçin böylesin Ferit? Sesi gözyaşlarıyla ıslaktı. Ferit de uzun bir tereddütten sonra, daha ziyade bir müdafaa ihtiyacı içinde sordu: - Niçin bu ruju sürüyorsun? Dudaklarının kiraz olmasını isteyen sen değil misin? - Bende ondan başka bir şey yok mu? - Ne gibi? - Bende... Bir ruh yok mu? Ferit bu sualin hizasına kadar zekâsının kamburu çıkmadan eğilemezdi. Ruh, ruh... - Fakat sen ve bütün kadınlar, bize evvelâ ruhunuzu değil, bacağınızı gösteriyorsunuz. - Ferit, rica ederim... - Demin Amerikan mecmualarını karıştırıyordum. Bacak yağıyor. Operetler, müzikholler, filmler, caddeler, her yer bunlarla dolu değil mi? Babam söyler: Eskiden vücuttaki uzuvlardan pek çoğunun adını söylemek ayıpmış: Meme, karın, kalça, bacak, baldır, ayak gibi sözlerden birini ağza almadan evvel bir “affedersiniz” deyip sesi alçaltmak lâzımmış. Şimdi bacağını göstermek ve beğendirmek bile ayıp değil. Senin ipek çorabın içinde bir ruh varsa bunu benim avucum anlar. Onunla başka türlü bir temas ve muhabere vasıtası bilmiyorum. Belki dizkapağının da bir ruhu var. Ruh, ruh... Yürürken belin bir kıvrılışı... Oradan bir seyyale geçiyor şüphesiz... Fakat o bende aynı cinsten bir seyyale arıyor. Sen boyadığın ve süslediğin vücudunla bende hangi duyguya hitap ediyorsan ondan cevap alıyorsun. İskarpinin açık penceresi önünde oturan ve seyredilmekten hoşlanan topuğun benden merhamet mi istiyor? Kâinatın sırlarına ait düşünceler mi istiyor? Millî heyecan mı istiyor? Ruh, ruh... Ne istiyor bu dekolte ayak benden? Bugün sokaklarda dizkapağına kadar açılan kadın bacakları hangi budalada Aristo’nun mantığına, Eflâtun’un idelerine, Leibniz’in monadına dair fikirler uyandırır? Göğsünüzde zıp zıp sıçrattığınız yuvarlaklar Bach’ın Ave Maria’sını mı söylüyor, Süleyman Dede’nin mevlidini mi? Selma’nın Ferit’e gittikçe büyüyerek bakan gözlerinde iki trenin çarpışmasını seyrediyormuş gibi dehşet vardı. - Ruh, ruh... - Ferit, rica ederim.... Ve Selma’nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı.
·
9 +1'leme
·
4.216 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ferit'i bilmem ama Peyami Safa'ya alkış yakışır 👏🏻👏🏻👏🏻
Peyami Safa ruha işleyen bi yazar her kitabinda ayrı bir tat bırakıyor insanda... olayların akışında kitabi okuyor gibi değilde yaşıyor gibi olmak muazzam bir duygu.
Semin 👏🏻👏🏻
Bazen Aristo’yu Eflatun’u Bach’ın Ave Maria’sını bilen Ferit’ler ruhtan böyle bihaberdir işte… Zeka her daim duygu ile birleşmeyebilir…
Ferit gibi zihniyetlerden olabildiğince uzağa…
Füze atmış😀