7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2025 22:57
#YokoTawada ile tanışma kitabım #TokyonunSonÇocukları . Başkahramanımız Yoşiro yüz yaşını aşmış bir ihtiyar ve torunu Mumei’ye bakıyor. Yaşadıkları Japonya, kapılarını dış dünyaya kapatmış ve dışardan konuk dahi almayan, örümcek ve karga dışında yabani hayvan olmayan, İngilizcenin neredeyse artık hiç kullanılmadığı, başka yerlerin adının kullanılmasının dahi yasak olduğu bir dönem. Tek çocuğu olan kızı Amana (70li yaşlarında genç ihtiyarlardan) ve damadı Okinawa bölgesinde meyve bahçesi diye adlandırılan bir fabrikada sabahtan akşama kadar çalışıyordu. Mumei ise torunun çocuğu. Amana’yı annesi bebekliğinde sürekli dışarı çıkardığından mıdır hep dışarda olmayı sevmiş, 13 yaşında gece yarılarına kadar gezmiş, 18 yaşında Tokyo’dan ayrılmış ve iyi bir üniversitede organik tarım uygulamaları alanını seçmiş. Kocasıyla Okinawa’ya göç etmiş ve neredeyse hiç Tokyo’ya gitmemiş. Torunu Tomo’yu yaz tatillerinde Yoşiro’nun yanına arkadaşları getirmiş. Bu süreçte sessizce eşiyle boşanmamış ama ayrı yaşamaya başlamış. Yoşiro’nun içine bir kuşku düşmüş, belki de ailesinden uzak kalma arzusu genetikti. Karısı Marika, kızı Amana ve torunu Tomo, hepsi bir yerlere uçup gitmiş. Bir gün Tomo bir kızla eve gelmiş evleneceğini söylemiş ve kısa bir süre içinde kız hamileymiş. Doğum çok yakınmış ama Tomo ortalıkta yokmuş. Doğum esnasında kadın kötü olmuş ve 3 gün sonra ölmüş. Mumei ile Yoşiro kalakalmış. Tomo ağır bağımlıların tedavi gördüğü bir merkezde kalıyordu. Mumei 13 günlükken olanları öğrendi ve oğlunu gördü. Dedesi ‘sen iyileş, oğluna ben bakıyorum için rahat olsun’ dedi ve Mumei’yi büyüttü. Çok zeki ve uslu bir çocuktu. Ne kızı gibi hazır cevaplılığını ile insanı yoruyordu ne de torunu gibi sorunlar yaratıyordu. Aralarında ciddi bir kuşak farkı vardı. Yoşiro torununa sağlıklı şeyler yedirmek için epey çaba sarfediyordu. Birçok şey ya gereksiz bulunduğundan ya da zararlı göründüğünden yasaklanmıştı, sebze ve meyveye ulaşmak bir lüks haline gelmiş, ağaçlar üflesen uçacak halde artık zehirli meyveler veriyordu. İnsanlar sağ kalabildikleri her ortamda yaşasalar da buna yaşamak denemezdi. “Yaşayalım Yeter Günü” kutlayıp tüm dünyadan bağlarını kesmiş bir distopyadan bahsediyoruz. Yaşlıların uzun ömürlü olduğu, ‘genç ihtiyarlar’ , ‘orta yaşlı ihtiyarlar’ ve ‘yaşlı ihtiyarlar’ diye kategorize edildiği (Yoşiro’nun 115 yaşında güçlü kuvvetli olması) ancak çocukların sağlıksız ve uzun ömürlü olamadığı bir dünya yaratmış yazar. Ailede herkesin yalnızca bir çocuğu var ve aile bağları yok. Yapayalnız bir dünyada Yoşiro torununun çocuğunu kendine bir armağan görüyor ve ona sıkı sıkıya bağlanıyor. Çocuğun kendi gençlik döneminde yaşadığı özgür hayattan yoksun olması çok zoruna gidiyor. "Küçük torunum kırda piknik yapmak istiyor. Ufacık rüyalarının bile gerçekleşmemesi kimin suçu? Neyin suçu? Kirlendi artık işte kırlar. Niyetiniz ne sizin? Servetin, makamın bir tutam ot kadar değeri yok." Sıradışı bir kitaptı. Sevdiğimi açıkça söyleyebilirim. Elimizdeki basit şeylerin kıymetini yoksun kalmadıkça bilemediğimizi suratıma çarptı. Yaş almak kadar nasıl aldığımızın da kıymetli olduğunu anlatan, yoksulluğun yalnızca maddi olmadığı, doğanın sundukları yerine yapay şeyler koyulduğunda insan sağlığının ne kadar bozulduğu, insanın insana ihtiyaç duyduğu basit konuları ustalıkla ele almış yazar. Tavsiye ederim.
Tokyo'nun Son ÇocuklarıYoko Tawada · Siren Yayınları · 20201,012 okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.