“İnsan çok sevdiğine dokunmak ister. Dokunmak, sevgiyle yapılınca çok güzeldir!” (s. 65)
Bazı kitaplar yalnızca okunmaz; yaşanır, hissedilir, saklanır. İki Yeşil Susamuru tam da öyle bir roman…
Buket Uzuner iki ayrı hayatı ve iki “yeşil susamuru”nu öyle ustalıkla anlatıyor ki, hikâye yalnızca aşk etrafında dönmüyor; çocukluk yaraları, güven duygusunun kırılganlığı, kadın olmanın katmanları ve hayata tutunma yollarımız da işin içine giriyor.
“…çocuklar sandığımızdan ve hatırladığımızdan çok daha duyarlı ve olgundurlar.” (s. 16)
Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, geçmişin izlerini bugüne taşıma biçimimiz. Ailesiz büyüyen çocukların eksik duygusal yanları, yetişkinlikteki seçimlere sessizce sızıyor. Bazı satırlarda boğazım düğümlendi, bazı satırlarda ise gülümsedim.
Yazarın dili yalın ama etkileyici; bir dostunuz size oturup kendi hikâyesini anlatıyormuş gibi. Bu yüzden kitabı bitirdiğinizde yalnızca bir hikâye kapanmıyor; kendi hayatınıza da başka bir gözle bakmaya başlıyorsunuz.
Son sayfayı kapattığımda hissettiğim şey şuydu:
“Bazı hikâyeler, siz hazır olunca size gelir.”
Ve İki Yeşil Susamuru bana tam da öyle geldi.
Sevgiyle ve kitaplarla kalın keyifli okumalar.