Puan vermedi·192 syf.····Okunma: 07 Temmuz 2025 23:17 Yaşlı Ormanın Gizemi – Benim Sessizliğim Gibi
Bazı hikâyeler vardır, okuduğunda değil, hissettiğinde başlar. Yaşlı Ormanın Gizemi de benim için öyleydi. Kitabı değil de bir ormanı gezmişim gibi… Sayfalar çevrildikçe ayaklarım kuru dalları ezdi, rüzgar yüzüme çarptı, yosun kokusu içime doldu. Ve o an fark ettim: Bu orman sadece bir orman değildi. Burası, benim içimdeki sessiz ama diri kalan tarafın ta kendisiydi.
Buzzati’nin dili ilk bakışta masalsı ama o masalın içinde sert, keskin ve hatta biraz acıtan bir gerçek var: İnsan, doğadan koptukça kendinden uzaklaşıyor. Bu çok tanıdık bir his benim için. Bazen doğanın sesini duymak için değil, kendi sesimi yeniden bulmak için yürürüm ağaçların arasında. Ve bu kitap bana şunu hatırlattı: Doğa yalnızca dışımızda değil, içimizde de bir orman gibi… Kimi zaman karanlık, kimi zaman aydınlık ama hep büyümeye devam eden bir orman.
Kitaptaki yaşlı orman, bir varlık gibi; sadece mekân değil, bir karakter adeta. Gölgesinde huzur değil, dönüşüm var. Ve bu beni derinden etkiledi. Çünkü bazen bir yere gitmek değil, bir şeye dönüşmek ister insan. Buzzati’nin karakteri, bu dönüşümün tam ortasında. Sessizce izliyor, sonra da usulca kendine karışıyor. Aynı benim bazı sabahlar doğaya karıştığım gibi, kendi içime döndüğüm gibi.
En çok da şu düşünceye takıldım:
“Bir insan, doğaya teslim olursa yok mu olur, yoksa sonunda gerçekten var mı olur?”
Kitabın en büyüleyici yanı bu soruyu yüksek sesle değil, derin sessizlikle sorması. Ve cevap da bir o kadar sade: “Teslim olmak yok olmak değil, kendinle barışmak olabilir.”
Yaşlı Ormanın Gizemi, uzun bir iç yolculuğa çıkmak gibi. Geri döndüğünde aynı kişi olmuyorsun. Ve belki de bu yüzden bu kitap sanki ben yazmışım gibi geldi. Çünkü ben de bazen kelimelerle değil, sessizlikle anlatırım içimde olanı. Tıpkı bu kitabın yaptığı gibi.