Puan vermedi·265 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ağustos 2025 00:00 Yeşil elmalar, Nazım Hikmet'in roman yazarı kişiliğini ortaya koyduğu eserlerden biridir. İçinde iki tane roman olmasına rağmen ( Yeşil Elmalar ve Yaşamak Hakkı) Yaşamak Hakkı kitabı şairin tutuklanması sebebiyle yarıda kalmış ve sonrasında da tefrika edilememiştir. Bundan dolayı incelenme kitabın büyük bir kısmını oluşturan Yeşil Elmalar romanı hakkında olacaktır.
Yeşil elmalar, içersinde tesadüfler ve fantastik öğeler barındıran, özgün bir konusu ve dili olan bir romandır. İstanbul'un güzel sokaklarından Yeni Gine'ye uzanan bu yolculukta ölüm, aşk, hasret hislerini çokça görmekteyiz. Bununla birlikte roman fantastik öğeler bulundururken, tamamen bilimsel ve mükemmel kurgulanmış bir roman beklemek çok kabul edilebilir bir durum değildir. Daha ilk sayfalarda birbirine benzeyen iki insanın hemen yer değiştirebilmesi olası şey değildir. Bundan dolayı kitabı bunun farkında olan bir bakış açısı ile okumak kitaptan alınan keyfi ve dersi arttıracaktır. Bir bakış açısı daha var ki bu da benim için kıymetli bir bakış açısıdır. Nazım Hikmet'i şair ve devrimci kişiliği ile biliyor ve öyle içselleştiriyorum. Önceden okuduğum Yaşamak güzel şey be kardeşim romanında da bu romanında da beklentimi az tutarak okudum ve gayet de keyif aldığımı söyleyebilirim. Kanaatimce anlatılmak istenen beyaz(!) insanın kötülüğü ile vahşi insanın kötülüğünü irdelemek ile birlikte, aşk ve polisiye romanı olmasıdır. Diğer roman olan Yaşamak Hakkı romanının ise daha hayattan bir roman olacakken Usta şairin tutuklanması ile sonsuza kadar yarım kalmış olması ne acıdır.
Özellikle kitabın dilinden bahsetmek isterim. Usta şair Nazım Hikmet, kendine özgü ve çok akıcı bir dil kullanmakla birlikte, romanda yaşanan olayları vurucu kelimeleriyle okura sunmaktadır. Tamamen bir kelime şöleni izler gibi oluruz burada. Kullandığı çok ama çok güzel kelimelerin olduğu aşikârdır. Bu yönüyle kitap daha edebi bir hâl almıştır.
"Etraftaki bütün apartmanlara baktı. Ve bu taş yığınları ona çok küçük, fakat çok esrarlı geldiler. Kat kat, pencere pencere, oda oda, her katta, her pencerenin arkasında, her odanın içinde insanlar yaşıyor. Her birinin ayrı ayrı emelleri, kinleri, sevinç ve korku sebepleri olan insanlar. Fakat bütün bu birbirlerinden ayrı kahkahalar, ihtiraslar, gözyaşları birbirleriyle çarpışıyorlar. Ve hiçbiri tam hedefini hiçbir zaman bulmaksızın başsız ve sonsuz bir nehir halinde durmadan, dinlenmeden akıp gidiyorlar.
Apartmanların kapıları teker teker açılmaya başladı. Şimdi, biraz sonra bu açılan ağızlardan insanlar çıkacak, koca şehrin dört bir tarafına yayılacaklar. Bağıracaklar, çağıracaklar, gülecekler, üzülecekler, birbirlerini ezerek, çiğneyerek yaşamaya başlayacaklar.
Harikulade bir ahenk içinde doğan, inanılmaz bir güzellikle karanlığı dağıtan güneşin altında insanların bu ahenksiz yaşayışı Ayşe'yi düşündürüyor.
Ne tuhaf! diye düşünüyor yine, şimdi bu anda, bu saniyede, şu koskocaman şehirde kaç çocuk doğdu ve kaç insan öldü?" (sayfa 104)
İyi okumalar.