·554 syf.····Okunma: 09 Ağustos 2025 23:15 Herkese selam
Bugün size, etkisinden çıkamadığım kurgu bir kitabın yorumundan bahsedeceğim. Kitabı ilk elime aldığımda açıkçası bu kadar sarsıcı olacağını tahmin etmemiştim. Hatta ilk 60 sayfası oldukça sıradan ilerliyordu… 550 sayfanın böyle devam edeceğini düşündüm. Ama sonra… olaylar öyle bir patladı ki sayfaları adeta soluksuz çevirmeye başladım.
Başkahramanımız Ezra, bir üniversitede akademisyen. İşi dışında en büyük tutkusu ise fotoğraf çekmek — anları ölümsüzleştirmek. (Buna ben de bayılıyorum) Bir gün üniversitedeyken, uzaktan ona dikkatle bakan bir kız fark ediyor. Çıkışta kız yanına koşup geliyor, adının Gökçe olduğunu söylüyor ve onun da fotoğrafçılıkla ilgilendiğini öğreniyoruz.
Ezra o gün İstanbul’un farklı köşelerinde çekim yapacağını söyleyince, Gökçe ona eşlik etmek istiyor. Balat’a doğru yola çıkarken yolları, eski eşyaların satıldığı bir pazara düşüyor. Tam burada, küçük bir çocuk Ezra’ya oldukça pahalı görünen bir yüzük hediye ediyor. Ezra yüzüğü takıyor… ve o gece, hayatının en korkunç rüyasını görüyor.
Sabah olduğunda, Gökçe ile bir kafede buluşuyorlar. Tam sohbet ederken telefonlarına bir haber düşüyor: “Üç mabede eş zamanlı saldırı…” İşte o andan sonra, Ezra’nın parmağındaki yüzük sadece bir aksesuar olmaktan çıkıyor. Onu ruhunun derinliklerine kadar etkileyen, anlamını çözemediği değişimler başlıyor…
Yüzük ona ne anlatmak istiyor?
Neden tam da o gün, o çocuğun elinden onun parmağına geçti?
Ve bu gizemli yolculuk, nasıl oluyor da bizi Monad Çağı denilen, kaosun ortasında var olma mücadelesi verilen o döneme sürüklüyor?
Okurken, günümüz dünyasına öyle dokunan cümlelerle karşılaştım ki altını çizmeden duramadım. Kurgu olmasına rağmen, yaşadığımız çağın sancılarını esere güzelce aktarılmış. Severek ve büyük bir merakla okudum. Yazarın ilk eseri olmasına rağmen oldukça başarılı buluyorum. Size de tavsiye ediyorum okumalısınız.