"MONAD"
"O aynada, inandığını iddia ettiği ama tozlu raflarda unuttuğu kutsal kitapların gölgesinde, 'günah' dedikleri şeyleri işleyip sonra bir iki tövbe cümlesiyle kendini aklayan insanları gördü. Sadakat üzerine nutuklar atıp, ilk fırsatta ihanet edenleri gördü. Merhameti ağzından düşürmeyip, düşenin üzerine ilk basanları gördü."
Her hakikat, bir sırrın gölgesinde mi doğar?
Bazen bir fotoğraf karesine, bazen bir yüzüğün soğuk metaline, bazen de insanın zihnini zorlayan o görünmez eşiklere gizlenir.
İstanbul’un puslu sokaklarında kaybolmuş bir akademisyen olan Ezra, bu sorunun cevabını hayatı boyunca arayanlardan biridir. Deklanşörüne bastığı anlarda donmuş karelerde, gerçekliğin özünü yakalayabileceğini sanır. Fakat ne kadar fotoğraf çekerse çeksin, hakikatin tümünü kavrayamaz. Onun huzuru, yalnızca sığındığı kadınların teninde geçici olarak bulduğu bir yanılsamadır.
Ta ki bir çocuğun avucuna bıraktığı kadim yüzük, zihninde yankılanan şüpheleri derinleştirene kadar… O andan itibaren Ezra’nın yolu, akıl ile delilik arasındaki o ince çizgide şekillenir. Gerçeklik parçalanır, bildiği dünya yerinden kayar.
Ve sahneye Zekeriya çıkar: İnsanlığa kan ve ateşle kurtuluş vaat eden, Monad adını verdiği yeni düzeni müjdeleyen bir lider. Onun çağrısı yankılandıkça, dünya ikiye bölünür: Kimi onu bir Mesih olarak görür, kimi ise beklenen Deccal olarak…
Monad / Monad Çağı: Sınırların, yozlaşmış sistemlerin ve bölünmüşlüğün ortadan kalktığı; adaletin, kolektif bilincin ve evrensel birliğin esas alındığı yeni dünya düzenidir.
Hikâye, üniversitede akademisyen olan Ezra ile başlıyor. Ezra, arkadaşı Gökçe ile okul çıkışında fotoğraf çekmek için dolaşırken, antika eşyaların bulunduğu bir mağazaya giriyor. Tam burada, küçük bir çocuk Ezra’nın avucuna gizemli bir yüzük bırakıyor ve