Çünkü ‘inanç’ adı altında onca yalanın sarf edilmesine seyirci kalmak, insanlığın kendi ruhunu hiçe sayması demekti. Dinin, tarikatların ve sözde ‘maneviyat’ önderlerinin çoğunda, işin içinde büyük para akışının olduğunu gayet iyi biliyordu. Belli cemaatler, müritlerini ‘daha fakir yaşamaya, dünya nimetlerini reddetmeye’ çağırırken, arka planda koca villalarda oturan, lüks arabalara binen ve sosyal medyada gösterişli paylaşımlar yapan liderlerle doluydu.