·800 syf.····Okunma: 11 Ağustos 2025 03:14 Kitap tam anlamıyla başlıkta da bahsettiğim üzere harfi harfine PROPAGANDA eseridir.
2.Murat’ı içki içen ve bundan dolayı ölen bir padişah, Fatih Sultan Mehmed’i daha küçük yaştayken bile babası tarafından hor görülen, bir şeyi beceremeyen bir çocuk olarak tanıtması; büyük ihtimalle de Sultan’ın bir Yahudi olabileceğini iddia etmesi, kız kardeşine “sadist” damgasını vurması, haşa Fatih Sultan Mehmed’i içki içen, erkeklerle cinsel münasebette bulunan bir sapık olarak tanıtma cürretini göstermesi, bu yazarın ne kadar şerefsiz ve aşağılık bir varlık olduğunu gösterir. Bunları yaparken hiçbir kayanağa başvurmaz iken Osmanlı vakanüvislerinin güvenilir olmaması gibi isnatlara sıkça başvurur.
Hünyadi Yanoş, Gjergj Kastrioti (Arnavut devşirmesi, eski Osmanlı askeri olan İskender Bey) ve diğer Batılı devletlerin yapmış olduğu savaşların ne kadar kahramanca çarpıştıklarını ve büyük başarılara imza attığını söyleyip, Fatih Sultan Mehmed’in başarılarını ve Osmanlı zaferlerini paşalara ve birtakım şanslara bağlaması son derece taraflı olduğunu bir kez daha kanıtlar niteliktedir. (Örneğin, İstanbul’un alınmasında Hristiyanlar’ın tavsiyesi olmuş da, urban sayesinde olmuş da, gemiler tam Venedikliler tarafından yakılacak iken Cenevizliler’in haber vermiş de [Cenevizliler zaten Konstantinopolisi savunurken neden böyle kritik bir istihbaratı düşmana sızdırır? çelişkiye bak], Giovanni Giustiniani-Longo kaçtıktan sonra her şey bitmiş de… Zaten tüm o gemiler, toplar, askerler bunların hepsinin eli armut topluyordu yani saçmalığın tam bir daniskası. Bir de diyor ki İstanbul’un içine giren ordu Ayasofya’daki tüm erkek ve kadınlara tecavüz etmiş.. Tarihte bunların tümü kadar aşağılık iftiralar görülmemiştir.
Fatih Sultan Mehmed’i barbar, sözünde durmayan, kana susamış, merhametsiz, başarılarını başkalarına borçlu, fırsatçı, kurnaz, icraatleri şansa dayalı, dinsiz, batıl inançlara sahip biri olarak gösterme hadsizliğini yapmış; Osmanlı’yı da her yeri yakıp yıkan, yerle bir eden, katliamlar yapan canavarımsı bir yecüc mecüc devleti gibi bir kalıba sokup sokup durmaktan alıkoymamış, kendini yazar olarak tanıtan şahıs.
Hz.Muhammed’in İstanbul’un fethi ile alakalı hadisinin uydurma olduğunu iddia etmesinin üzerine cehennemin dibine kadar yolun var dedirtiyor. Ayrıca anlatımında çekirge misali sürekli konudan konuya atlayıp, kronolojik ilerleyişi bir kenara bırakarak 10, 20, 50 yıl ileri 100 yıl geri gitmesiyle okuyucuyu da aşırı yormasının yanı sıra çok gereksiz ayrıntılara da girdiği oluyor.
Son olarak söylemem gerekiyor ki bu kitaba başlı başına bir reddiye yayınlamak gerekiyor çünkü isnatlar, çelişkiler ve aşağılamalar yaz yaz bitmiyor. Keşke bu kitabı almadan önce Fatih Sultan Mehmed Han’ın hayatını, Halil İnalcık, Erhan Afyoncu ya da İsmail Hakkı Uzunçarşılı gibi kendi tarihçilerimizden okumuş olsaydım ki kendileri uluslararası camiada pek çok akademik yazar tarafından referans kabul ediliyor ve kuşku duyulmayacak ve güvenilir Osmanlı arşivlerinden sıkça referans veriyorlar. Babinger’in bana tek katkısı üniversite yıllarımda Avrupalıların Osmanlı’dan neden bu kadar nefret ettiğini ve onların zihninde nasıl bir varlık olduğunu anlamamı sağlamış olmasıdır.