( Aldous HuxleyCesur Yeni Dünya Spoiler İçerir)
Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya romanı
dışarıdan bakıldığında "mükemmel" gözüken fakat özünde özgürlükten yoksun bir dünyada geçer. Bu kendi distopyasını yaratan ütopyada insanlar artık doğal yollarla doğmamaktadır, "Bokanovski" adı verilen yöntemlerle resmen üretilirler. Herkes bu üretim sürecinde genetik olarak belirlenmiş bir sınıfa (Alfa, Beta, Gama, Delta, Epsilon) ait olacak şekilde tasarlanır. Her sınıf, zekâ ve bedensel yeteneklerine göre işlere şartlandırılır. Bu şartlandırma sayesinde bireyler yaptıkları işlerden, sınıf ayrımından memnundur çünkü toplumsal bir amaca hizmet ettikleri kodlanmıştır. Bu şartlandırma ile bireysellik adım adım yok edilir, toplumsal istikrar vurgulanır. Bireyler sistemin istediği gibi düşünür, hisseder ve davranır. Farklı düşünmek, sorgulamak, karşı çıkmak imkansız hale getirilir.
Bireylerin sisteme devamlı istikrarı için ve sorgulama unsurunu ortadan kaldırmak için "mutluluk kontrolü" oluşturulur. Toplumca huzuru bozan savaş, açlık, yoksulluk, bireyin kendi içinde acı çekmesi gibi şeyler yok edilir. Mutluluk gerçek özgürlükten değil, "soma" adı verilen bir hap ile sağlanır. "Hipnopedya" adı verilen 'uykuda telkin' yöntemiyle toplumsal kurallar bebeklere öğretilir.
Aile kavramı tamamen ortadan kaldırılmıştır. "anne" "baba" "doğurmak" gibi kavramlar müstehcen kabul edilir. "Herkes herkes içindir" anlayışı hakimdir. Tek eşlilik veya birine sadık kalma anormal kabul edilir. Cinsellikte amaç duygusal yakınlık değil arzu ve tatmindir. Bunun sebebi ise duygusal yakınlığın ve bağlılığın bireyselliği güçlendirdiği bunun da toplumsal istikrarı tehdit etmesidir. Bu yüzden bu tehdite engel olmak için çocuklar bile oyun yoluyla cinselliğe teşvik edilir.
Düşünce özgürlüğünün eksikliği, seçme özgürlüğünün olmayışı, duygu özgürlüğünün engellenmesi; insanlar halinden memnun gibi görünse de şartlandırılmış, programlanmış bir mutluluğu gösterir.
Roman, topluma devamlı hizmet etmesi beklenen Alfalardan farklı olan Bernard'ın toplumun yüzeyselliğinden rahatsız olmasıyla başlar. Programlanmış bir sistemde; soma, hipnopedya, şartlandırma gibi unsurlar bile çatlaklara engel olamamış, mutlak uyumun imkansız olduğu anlaşılmıştır. Bireysel farklılıklar Bernard, Helmholtz, John gibi karakterlerle ortaya çıkmıştır. Bernard’ın huzursuzluğu, Helmholtz’un anlam arayışı ve John’un tamamen farklı değerlerle büyümesi, bu sistemin aslında tam anlamıyla herkesi şekillendiremediğini gösterir. Huxley, burada totaliter kontrolün bile mutlak olamayacağını ima eder. Böyle insanlar sistemi sorgular, arayış içindedir, özgürlük arayışları düşünmeye iter. Huxley, okuyuculara "mutluluk mu, özgürlük mü?" sorusunu sordurur. Bir yandan savaş, yoksulluk, acı gibi kavramların olmayışı, tıpın çok gelişmesi ile hastalıkların yok edilmesi, uzun ömür sağlanması, her sınıfın kendi içerisinde görevlerinden, yaşam tarzlarından memnun oluşu, yapay da olsa "soma" sayesinde devamlı huzur, mutluluğun ve eğlencenin hakim oluşu, insanların istedikleri zaman ve istedikleri kişiyle ilişki yaşayabiliyor oluşu diğer yandan ise gerçek özgürlüğün, gerçek duyguların, kendi seçimlerini yapabilmenin rahatlığı, sanat, edebiyat, müzik ve düşünce gibi alanlarda insanların kendini ifade edebilmesi, insanların "kim olduğunu" kendilerinin tanımlaması, yüzeysellikten ziyade daha derin, karmaşık ve yoğun hislerin oluşu, yenilikçi düşüncelerin oluşumu romanda çatışmaya sebep olan unsurlardandır.
Bu çatışma sonucunda, Huxley gerçek özgürlüğün acı ve risk barındırmasına rağmen insana gerçek mutluluk, anlam ve kimlik kazandırdığını; yüzeysellik, yapaylıktan ziyade doğallığın, belirsizliğin, acının var oluşunun mutluluk getirdiğini düşündürtüyor.
Romanda genel hatlarıyla özgürlük ve mutluluk arasındaki ilişki ele alınır, okuyucuları "Mutlu olmak için özgürlüğünüzden vazgeçer miydiniz?" sorusunu düşünmeye iter. Bilimin insanlığın yararından ziyade insanı kontrol eden ve sınırlayan bir mekanizmaya dönüşmesinin tehlikelerini, bireyselliğin mi yoksa toplumsal istikrarın mı önemli olduğunu, sürekli tüketimin bizi mutlu mu ettiği yoksa sıradanlaştırdığını mı, cinselliğin bir eğlence aracı oluşunun insan ilişkilerini nasıl etkilediğini, her türlü imkana sahip olan, görünürde mutlu olan, bolluk içindeki insanın bile doğası gereği anlam arayışında olmasını, özgürlüğün her daim içinde yer edinmesini sorgulatır.
Huxley bu distopya sayesinde toplumsal ilişkilere aynı zamanda bireyin kendi içindeki kimlik savaşına değinmekte, okuyucuyu devamlı sorgulamaya itmektedir. Bu muazzam konulara sahip, okuyucuyla iç içe ilerleyen kitapta eleştirilebilecek tek şey zannımca Huxley'nin yazım tarzıdır. Olay örgüsünün biraz karmaşık anlatılması, gereksiz detayların çok fazla yerleştirilmesi okuyucunun dikkatini ana temalardan uzaklaştırmaktadır. Sistemin nasıl olduğu betimlenirken karmaşık ifadelerin yoğun oluşu, her bölümden sonra devamlı okuyucunun kafasında eksik bırakılmış bir şeyler oluşu, netleştirilmemiş, parça parça anlatılmış kısımlar okunabilirliği azaltmaktadır.
Fakat eserin değeri, sorgulattığı unsurlar, ana teması ve amacı paha biçilemezdir.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma