·264 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Ağustos 2025 16:20 istanbulin’i bitirdiğimde önce bir sakinleşeyim sonra zihinimi ve duygularımı toparlayıp yazayım diye düşündüm. çünkü okurken öyle yoğun duygular yaşayıp öylesine heyecanlanmıştım ki o halimle kitaba dair bir şey yazamayacaktım.
istanbulin tabii ki istanbul’a dair bir kitap. ben istanbul’a hep hazine sandığı derim. sandığın hiç ummadığınız bir köşesinden paha biçilemez güzellikte şeyler çıkar ve mest olursunuz. Ao yüzden de istanbul sokaklarında gezmelere doyamam. son beş altı yıldır bu şehre karşı aşka düşmüş biri gibiyim. çatılar, kiremitler, yıkık dökük duvarlar, eski tabelalar, bir kilisenin çalan çanları,kıyı köşe bir ağaçlık istanbul’un hangi halini görsem heyecanlanıyorum. maşukun aşığa görünmesi gibi görünüyor bana canım şehir. zorluklarını kötü yanlarını neredeyse hiç görmüyorum.
ertuğ uçar istanbul’a benim hislerimle bakmış sanki. zor ama hayat gibi güzel bir şey var burada sürprizli, hüzünlü, sevinçli. mesela gözümüzün önündekilerden daha fazlası arka sokaklarda, kıyıda köşede. üstelik oralarda ben öyle şeyler hissediyorum ki her birini hem çiziyorum hem anlatıyorum diyor. bir yandan da şehirle sohbet ediyor.
istanbulin bir ev, istanbulin bir tekke, istanbulin bir manzara, istanbulin bir merdiven, kayıkhane, berber, boyacı, kedi, köpek, vapur zihninizi ve kalbinizi şenlendiren öykülere dönüşüyor. üstelik aynı zamanda mimar olan yazarın çok güzel çizimleri sayfalara eşlik ediyor.
bu kitap hazine sandığında bulduğum paha biçilemez bir mücevher oldu benim için. istanbul sokaklarında elinde istanbulin kitabıyla gezinen birini görürseniz beni görmüş olma ihtimaliniz yüksek.
tavsiye ederim, öneririm demiyorum lütfen okuyun diyorum. bayılacaksınız.