İstanbulin, 19. yüzyıl İstanbul’unda moda olan bir ceketin adıymış ama Ertuğ Uçar bu kelimeyi unutulduğu yerden alıp harika bir anlam vermiş; İstanbul’a dair hoşa giden şeyler… İşte bu kitap, İstanbulin şeylerin kitabı.”
Konaklar, merdivenler, yokuşlar, çatallar, boyacılar, berberler, kediler, turistler, sis, manzara… herbiri istanbulin olan daha birçokları…
İstanbulin’in satırlarında yürümek, İstanbul’un tadını, duygusunu hissettiriyor. Uçar, okurunu bir rehber gibi değil, bir yoldaş gibi kentin içine davet ediyor: yürümeye, fark etmeye, yeniden görmeye.
Öykü, öykü, parça parça ilerliyor. Gözlemler birbiriyle gevşek bağlarla birleşiyor; şehrin dağınıklığı, kalabalıklığı metne de işlemiş. kitapta şehir tarihine, politik dönüşümlere ya da planlamaya dair kapsamlı analizler de yok. İstanbul’da salınan bir metin bu, bir gezinti, bir bakış, bir hissediş.
Son zamanlarda İstanbul’un sokaklarında gençlik günlerimde hissettiğim o özgürlük ve ferahlık duygusunu özlüyorum. Bu özlemle elime aldım İstanbulin’i. İddialı bir eser değil ama bana iyi geldi. Bu ülkenin siyasi politikalarının, rantla , yasaklarla ve ideoljilerle elimizden alınmasından çok muzdaribim. Şehirlerimizi de çaldılar bizden. Hırsızlar! Ama yakalanacaklar, eninde sonunda, illa ki. De mi ben Can?