Puan vermedi·160 syf.····Okunma: 15 Ağustos 2025 17:24 Stoacılık felsefesi, islami anlayıştaki tasavvufi bakışla taban tabana benzerdir. Eğer tasavvufi temeliniz de varsa bunu hissedebilirsiniz: Mevlana "toprağa düşen tohum hiç olmaz ki insan hiç olsun; ya toprak olur ya ağaç" Diyerek ruhun ebediyetini ispatlarken sanki Marcus Aurelius'tan kopya çekmekte gibi. Marcus da: "Her varlığın önceden ne olduğunu ve sonra ne olacağını, geçirdiği ve geçireceği değişimi fark et" Vurgusu yapıyor.
Marcus, bedenin yitmeyeceğine böyle vurgularken, ruhun yitmeyeceğini de benzer şekilde vurguluyor: "Ortak akıldan geldik ve sonunda geri ona dönüşeceğiz" Diyor. Yani bedenin çözülüp toprak olmasını, sonra bir bitkiden canlılara geri dönmesi sürecini idrak eden Auerlius, ruhu da benzer bir şekilde özüne dönecek olan bir varlık olarak tanımlıyor. Bu da tasavvuftaki haktan geldik ona döneceğiz anlayışına benzeyen bir yön.
Yaşam tarzı anlamındaki tavsiyeleri de oldukça çarpıcı. "Seni hiçbir dış olay etkileyemez, ancak senin onlar hakkındaki algın etkiler" kanaati hakim. Başa gelenlerin kötü veya iyi olması onların kendi özelliği değil, bizim biçtiğimiz değerden kaynaklanır diyor. Ölüm, hastalık doğum...Elbette insanlar bireysel olarak bunlara maruz kaldıklarında daha kırılgan oluyorlar ve bunların özü itibarıyla kötü olmaması makul durmuyor. İşte burada Marcus diyor ki: "Her şey bütün içindir" Tıpkı bir devlet için ölen askerler gibi, bir kovanın ayakta kalması için ölmek pahasına iğnelerini kullanan arılarınki gibi...
Marcus, kutsal bir yasa tarifi yapıyor: "Her varlık doğasına uygun olanı yapmalıdır. Doğasının gereğini yerine getirmelidir. " Diğer stoacılarda eksik kaldığını gördüğüm o halde insanın doğası nedire de burada bir cevap var: "Aşırılığa kaçmadığı, çirkinleşmediği, kendisine veya dışarıya zarar vermediği şekilde ilahi buyruklar minvalinde yaşamak" Yani özetle, insan doğadan bir parçadır. Doğadaki her varlığa ilahi yasalar takdir edilmiştir. İnsanlar akıllı varlıklar olduklarından yerlerini tam olarak tayin etmek insanlara has olmak üzere, her varlık bu yasalara uymalıdır. Ancak insanlar arası yasalar ve kader benzemekle birlikte aynı değildir. Marcus yine diyor ki: "İyi insanlar da, kötü insanlar da her zaman vardı her zaman olacaktır da. Sana düşen hangi güruhta olacağını seçmektir" Ve ekliyor: "Her gün kötü ve pişkin insanlarla karşılaşacaksın, onlara bundan ötürü kızma, zira onlar da doğadaki kendilerine yaraşan vazifeyi ifa ediyorlar" İnsanlara dışarıdan hiçbir kötülük gelemeyeceği, zira insanın "beden taşıyan bir ruh" olup ruh zarar görmedikçe zarara uğrayamayacağının altını çizen yazar, bu zararı da "sana bu fiil yapılmadan önce ve yapıldıktan sonra iyi dediğin şeyler hâlâ iyi, kötü dediğin şeyler hâlâ kötüyse ruhuna bir zarar gelmemiş demektir" Diyor. Dolayısıyla her ne kadar maddesel dönüşümleri temele alarak ruhun dönüşümlerine atıflar yapsa da bu noktada ruhun maddi/ dış dünyadan kaynaklı bir sebeple zarar göremeyeceğini vurguluyor.
Kitapta yine şöhrete de değiniyor: "övülenlere övülmek ölümden sonra yaramaz, diriyken sırf (size dönük) bir yaranmadır. Ölümden sonra iyi anılamadığı için yakınan kişi, doğumdan önce iyi anılmadığı için yakınan kimse gibidir. Sizi övmesini istediğiniz insanlar hem birbirlerinden hem kendilerinden memnun değillerdir. Kendilerini bile iyi göremeyen insanlar sizi iyi görsün diye niçin çaba harcamaktasınız?"
Kitap içeriği genel olarak bu şekilde olup okumaya değer güzel bir eser olduğu kanaatindeyim.