Yakın zamanda ikinci kez gezme fırsatı bulduğum Belçika’nın masal şehir Brugge’da geçiyor hikâye. Tarih 1800lü yılların sonları. O yıllardaki şehrin fotoğrafları yer alıyor kitapta. Kahramanımız Hugues Viane, tutkuyla bağlandığı eşinin ölümümden sonra bu kederli şehre yerleşiyor. Viane, eşinin hatıralarına kendi gibi melankolik olan kentte sahip çıkabileceğine inanıyor.
Ölen karısı ve ölü Brugge arasında romantiklere özgü bir bağ kuruyor: “Ölü zevceye karşılık ölü bir şehir”. Kahraman, karısının tüm hatırılarına ama özellikle cam bir kutu içinde sakladığı bir tutam örgü saçına kutsallık atfediyor. Hugues Viane, dindar hizmetçisi Barbe ile gözlerden uzak eşinin yasını tutarken beklenmedik bir olayla hayatı değişiyor.
Sembolizmin izlerine rastladığımız eser, Selim İleri’ni anlamlı son sözüyle son buluyor. Okuyunuz efendim.
“Şehirlerin her şeyden önce böyle bir kişiliği,bağımsız bir ruhu, neşeye, yeni aşka, vazgeçişe, dulluğa denk düşen neredeyse dışsal bir niteliği vardır. Her kent bir ruh halidir; o kentte kısacık bir süre bile otursak o ruh hali aktarılır, havanın en hafif hareketiyle yayılan, yuttuğumuz bir sıvı halinde bize de bulaşır.” s.67