"""Beş yıldır, karısı öldüğünün ertesi günü gelip Brugge'e yerleştiğinden beri böyle yaşıyordu. Beş yıl olmuştu bile! Kendi kendine tekrarlıyordu: "Dul! Dulluk! Dulum ben!" Çaresiz ve kisa mı kısa, tek hecelik, yankısız bir kelime. Tek kalmış kişiyi gayet iyi tarif eden tek sayılı bir kelime.""" Hugues Viane'in karısını kaybetmenin acısını yenmek için ölü bir şehir, ölü bir kadına karşılık gelerek, 19. yüzyılın sonundaki, turistlerle dolu olan küçük Brugge ye taşınır. Brugge, gerçekte neredeyse insani olarak karşımıza çıkar... Belirleyici etkisi orada konaklayanlar üzerinde hâkimiyet kurar ve hikaye bu şekilde şekillenir.
""Her halükârda, Hugues nasıl bir zamanlar kendisiyle şehir arasındaki benzerlikle coştuysa, bundan böyle de Jane'le ölü karısı arasındaki inanılmayacak benzerliğin sarhoşluğuna kendini bıraktı."""
Kendisini ölü zevcenin suretine sokmaya çalıştığı bir aktrisle tanışır; bu girişim trajediyle sonuçlanır. Benzerlikler üzerinde gizemli kadın ve şehir noktalarındaki bağlantılar dinle de şekillenince farklı bir boyut oluşturdu kitapta. """Ve ölülerimiz içimizde ikinci kez ölür!"""ken...
Bu süre zarfında karşılaşmalar, ölüm, din ve saplantı bağlantıları ile başka bir boyut kazanan derinliği içten hissedilen, içindeki yas durumunun farklı dışa yansıması da şehir, benzerlikler arasındaki bağlar edebi anlamda epeyce doyurucu idi. """Tıpkı karısı gibi bir zamanlar güzel ve sevilmiş olan şehirde Hugues'ün özlemleri böylece vücut buluyordu. Brugge onun ölüsüydü. Ölüsü de Brugge'dü. Her şey benzer bir kaderde bütünleşiyordu. Denizin muazzam kalp atışları durduğunda o da taştan rıhtımlarında mezara yatırılmış, kanallarının damarları soğumuştu, Ölü Brugge'dü."""
"""Gözler, dudaklar, her şey bulanır, parçalanır. Saçların rengi bile değişmez. Insan, varlığını saçlarda