Yeryüzü Şiirleri

Lustra

Ezra Pound
Çevirmen:
Elyasa Koytak
Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 43 dk.
Sayfa Sayısı:
96
Basım Tarihi:
1 Şubat 2021
Yayınevi:
Ketebe Yayınları
ISBN:
9786257303293
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2021 62. kitabı
#lustra, lustrum’un çoğuludur. Roma’da “CENSOR” denilen, nüfus ve vergi işlerini yürüten yetkililer, yeni bir idari dönem başlarken yönetimle halkın ilişkisini tazelemek için bir kesim hayvanı kurban ederlermiş. SANSÜR kelimesi, kamu ahlakına sorumlu olmasına atfen censor kelimesinden geliyormuş. #ezrapound, Lustra’nın 1916’da Londra’da yapılan ilk baskısındaki notla bazı şiirleri argo ve müstehcen bulunduğu için baskıdan çıkartan yayıncının şiirlerini adak olarak gördüğünü imâ etmiş olur. Yani Lustra, adaklar demektir. LustraLustra
LustraEzra Pound · Ketebe Yayınları · 202169 okunma
9/10
·96 syf.··
2025 40. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2025 19:54
Yaşamış en önemli şairlerden biri olarak kabul edilen Ezra Pound'un 1916 yılında yayımladığı ve garip bir şekilde bizde ilk kez 2021 yılında türkçeye çevrilen şiir eseri. Öncelikle kısa ama okunması kolay bir şair değilmiş. Geçtiğimiz günlerde W. B. Yeats'ı okuduğumda kendisinin de adı geçti ve artık okumanın zamanı geldi dedim. Direkt söyleyeyim Yeats çok daha iyi bir şair ancak bir kitaba göre söylüyorum bunu. Tabi ikilinin farklı yönlerini farklı açıdan ele almak lazım. Yeats her ne kadar romantik türünde ağırlık göstermiş daha sonra da modernizm etkisiyle realizme kaymış olsa da şiirlerindeki estetik biçim aşağı yukarı aynıydı. Ancak Pound öyle değilmiş. Gördüğüm en geniş bilgiye sahip şair bile olabilir... Örnek vermek gerekirse antik yunan şairlerinden tutun, Çin edebiyatının 12-13. yüzyıl şairlerine kadar çok fazla şairi okumuş ve onların stillerini kendi şiirlerine taşımış. Bu yönüyle çokca saygı duydum. Çalkantılı hayatından dolayı sürekli olarak farklı kültürleri görmüş. 24-25 yaşlarında İngiltere taşınmış ve olgunluk çağında önce kısa süreliğine Fransa ardından ölümüne kadar İtalya'da kalmış ancak şöyle bir durum var. Kendisi İtalya'da yaşadığı sırada faşizmi desteklemiş, bu yönünü baya eleştiriyorum. Böylesine zeki bir şairin faşizmi olumlaması korkunç. Zaten belasını da bulmuş. Abd hükümeti kendisini ikinci dünya savaşı sonrası tutuklamış. Hatta akıl hastanesine bile koymuşlar. Netice itibariyle edebiyata olan katkılarından dolayı serbest kalmış ve İtalya'da ölmüş.. Benim için ilginç bir deneyim oldu. Genel olarak şiirleri kısa ancak göndermeler ve metaforlarla dolu. Bu noktada çevirmen Elyesa Koytak'ı tebrik ederim. Hemen hemen her şiir hakkında (kitabın arka bölümünde) bilgi vermiş. Genel olarak ketebe yayınlarının şiir koleksiyonunu sevmeye başladım.
1000Kitap
LustraEzra Pound · Ketebe Yayınları · 202169 okunma
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 00:00
Bambaşka bir okuma deneyimi. Her satırında her kelimesinde doluluk olan bir kitap. Göndermeler var, metaforlar var… Satırların alt metinleri çok dolu. Kısacık bir şiir mesela 8 kelimeden oluşan ama 80 kelimeyle açıklanamayan bir stil. Antik Yunan, Çin şiiri ağırlıklı olarak metne yedirilmiş. Çevirmen bu kitapta şiirlerle alakalı birçok bilgiyi kitabın sonuna ayrı ayrı yazmış. Doğal olarak bu açıklayıcı bilgiler faydalı olsa da yeterli olmayacaktır. Buna rağmen keyifli bir okuma deneyimi sizi bekliyor.
LustraEzra Pound · Ketebe Yayınları · 202169 okunma

Yazar Hakkında

Ezra PoundYazar · 15 kitap
Ezra Pound, Idaho sınırına yakın Hailey şehrinde 1885 yılında doğdu. Babası darphane memuru, büyük babası ise Kongre üyesiydi. 1901 yılında Pensilvanya Üniversitesine yazıldı. Kısa zamanda Anglosakson, Klasik ve Ortaçağ edebiyatına büyük merak duydu. 1906 yılında sanat diplomasını aldığında hayatının en önemli eseri olan Cantos'a başlamıştı. Üniversiteden sonra, müzisyen şairler, Güney Fransa Provansal halk şairleri üzerine çalışmaya devam etti. 1908 yılında Pound, Venedik'e gitti. İlk şiir kitabı A Lume Spenton'u (Sönmüş Mumlarla) yayınladı. Pound, W. B. Yeats ile karşılaşmak için İngiltere'ye gitti. Orada kısa zamanda ünlü bir edebiyatçı olarak tanındı. Yeats ile tanıştı ve Yeats'in pazartesi akşamları toplantılarının vazgeçilmez siması haline geldi. Pound aynı zamanda, D. H. Lawrence gibi yeni kabiliyetleri, ressam ve eleştirmen Wyndham Lewis gibi yazarları yayınlayan English Review ile ilişkiye girer. 1911 yılında New Age dergisinde yenilikçi yazı kampanyasını başlatır. Pound için, yüzyılın şiiri; ciddi, direkt, coşkusallıktan kurtulmuş olmalıydı. Pound bir yıl sonra, İmgeci şiir akımını kurar. Bu dönemde, William Carlos Williams, T. S. Eliot, Robert Frost, Ernest Hemingway, James Joyce ve Richard Aldington gibi yazar ve şairlerin kariyerlerine yardımcı olmaya çalışıyordu. Aynı zamanda, kendinden 20 yaş büyük, dünyaca meşhur şair Yeats ile ilgileniyor ve T.S Eliot'ın The Waste Land (Çorak Ülke) adlı eserinin editörlüğünü de yapıyordu. Amerika ve İngiltere arasında bir bağ oluşturuyor, Harriet Monroe'nun önemli Chicago dergisi olan Poetry’de yardımcı editörlük yapıyor ve imgecilik şiir ekolüne bağlı şairleri yayınlıyordu. Bu akım açık ve oldukça görsel bir sunuşu savunuyordu. İmgecilikten sonra çeşitli şiirsel yorumları da yaydı. Pound imgeciliği mektuplarla, denemelerle ve bir antolojiyle daha da ilerletti. 1915’te Monroe’ya yazdığı bir mektupta klişeler ve belli cümleler den kaçınan, modern ses veren görsel bir şiiri tartışır. 1913’te yayınladığı A Few Don'ts of an Imagiste (Bir İmgecinin Yapmaması Gereken Birkaç Şey, 1913)'te imgeyi bir zaman biriminde zihinsel ve duygusal bir karışım sunan şey olarak tanımlar. Pound’un 1914’te yayınladığı 10 şairi kapsayan Des Imagistes (İmgeciler) adlı antolojisi William Carlos Williams, Hilda Doolittle ve Amy Lowell gibi önde gelen imgecilerin şiirlerinden örnekler içerir. 1914'te, İngiliz kültürü üzerinde sürekli bir etkisi olacak daha ciddi bir akımı, Vortisizm'i lanse edecekti. Fikrin temelinde, Henri Gaudier-Brzeska adlı genç bir heykeltıraş vardı. Wyndham Lewis ve diğer yakınlarıyla akımın gazetesi Blast'ı yayınladılar. Aynı yıl, birçok vortisist sanatçının ölümüne sebep olacak I. Dünya Savaşı patlayacaktı. Vortisizm, Pound için, ilk devrimci propaganda tecrübesinin aleti ve gelenekçilik sınırlarının dışına düşmesinin sebebi oldu. Pound, vortisizmi medeniyetin feneri ve önderi olarak, sanatı hak ettiği yere koyan bir akım olarak görüyordu. Böylece, sanatlar, daha evvel Yeats'in da öngördüğü gibi, mistik bir şekilde siyasete bağlanıyorlardı. Pound, ticariliği, kendi sanatsal ve siyasi idealine her zaman engel olarak gördü. 1918'de Sosyal Kredi'nin kurucusu C.H.Douglas'la karşılaşır; Douglas moneter reformdan yana bir teori geliştirmektedir; para, üretimin ve yaratıcılığın ölçüsü olmaktan çıkıp, kullanışlılık kazandıkça, bir millet ve kültürü, haliyle, ticari emellerin devamının kurbanı olurlar. Pound bu teoriyi şevkle kabullenir. Kültürü yozlaştıran paranın iktidarının ortadan kaldırılmasına gerekli bir vasıta vardı elinde. 1930 ve 1940'lı yıllarda, ekonomi ve politika üzerine birkaç broşür yayınları Sosyal Kredi: Bir Şok (1935), Bir Kartvizit (1942), Altın ve İş (1944) ve Amerika, Roosevelt ve Savaşın Sebepleri (1944) idi. Bu broşürlerin çoğu faşist İtalya'da yayınlanır. Pound'un bu tür ekonomi politik doktrinlerine varması, Yeats'in takip ettiği mistik yolla mukayese edilebilir. 1913 yılında Pound, Yeats'in sekreteri olmuştu. Pound, 1905 yılından bu yana , doğu dinlerine, yogaya, yıldız falcılığına merak salmıştı. Pound, aynı Yeats gibi yaratıcı ruhların belirli bir reenkarnasyonuna inanıyordu. Pound, gerçek dinin sanatta gerçekleşen vahiy olduğuna inanıyordu. Hristiyanlığı elinin tersiyle itiyor ve Filistin'de vaaz edilenden tamamen farklı, Roma vatandaşını köleleştirmeyi hedefleyen bir inanç olarak görüyordu; bu anlamda İsa tamamen ölmüştür. Pound, kiliselere tahammül edemiyordu; asırlardır istifade ettikleri parasal yardımları haksız buluyor, bunları esasında sanatçıların , filozofların ve bilim adamlarının hak ettiklerini iddia ediyordu. Pound, eski zaman gizem dinleri ve kilise tarafından ortadan kaldırılan halk şairlerinin aşk inancına sahip çıkıyordu. Köylüden imparatora, toplumdaki her bireye, sosyal bir görev veren Konfüçyüs'ün sivil dininin, dengeli bir devlete varmanın yollarından biri olduğuna inanıyordu. Daha sonra, Faşist İtalya'da böyle bir devletin gerçekleştiğini gördü ve inandı. Aynı Yeats de olduğu gibi, Pound'da da gizem ve kültür kavramları, onu liberal doktrinlere ve demokrasiye düşman olmaya itti. Pound, sosyal kredi politikası ile faşizmin gerçekleştiğine, bunun da plütokrasinin gücünü kıracağına inanıyordu. Ayrıca, sanatçıların, yönetmek için doğan bir sosyal seçkinler grubu teşkil ettiklerini, bunun için ise demokratik bir seçime ihtiyaç olmadığını savunuyordu. ''Sanatçılar ırkın antenleridirler fakat toplum hiçbir zaman büyük sanatçılarına güven duymaz. 1914'ten itibaren, Pound sanatçı, yeteri kadar sağduyuya sahip olduğundan, insanlığın çekilmez derecede aptal olduğunu anlamıştır . Buna rağmen, onu idare etmeye, eğitmeye, ikna etmeye, kendinden kurtarmaya çalışmıştır diyordu. 1922'de ise kitleler uysaldır, yoğrulabilirler ve onları şekillendiren kalıpları yaratan ise sanattır.'' neticesine varıyordu. Faşizm ise, Pound için, eski bir geleneğin doruk noktası oluyordu; bu noktada ise Mussolini, Hitler ve Sir Oswald Mosley gibi kişileri görüyordu. Pound 1920'den itibaren etnolog Frobenius'un doktrinlerini incelemiş, mistik bir ırk yorumuna varmıştı. Pound için kültürler ırkların ürünüdür ve her birinin kendine özgü ruhu, paideumu vardır; bunun bekçisi ise sanatçıdır. Pound için Mussolini, plutokrasiyi deviren bir devlet adamı olmanın da ötesinde, politikayı bir çeşit sanat haline getiren insandı: Pound, Mussolini, halkına, şiirin bir devlet davası olduğunu söyledi ve bu şekilde, Roma'da, Londra ve Washington'dan daha yüksek bir medeniyet seviyesini dile getirdi diyecek kadar ileriye gitti. 1935 yılında yazdığı Jefferson ve/veya Mussolini adlı eserde izah ediyor: Mussolini'nin mahkemesi, eğer yaratıcılığı, kuruculuğu göz önünde bulundurulmazsa geçerli olamaz. Bir sanatçı olarak muamele edin, tüm detayların yerli yerine oturacağını görürsünüz... Faşist devrim, bazı özgürlüklerin muhafazası, belirli bir kültür seviyesinin ve hayat kurallarının korunması içindi ... Pound, karısı Dorothy ile 1924'te İtalya'ya yerleştiler. 1933'te Mussolini'yle karşılaştı ve moneter bir reformla ilgili fikirlerini iletir. İngiliz faşist Mosley'le 1936'da tanışır ve sahibi olduğu British Union of Fascists dergisinde yazar ve 1959 yılına kadar yazışırlar. 1930 yılından itibaren Hitler Almanya'sının ekonomisi ile ilgilenir ve Berlin-Roma Mihverinin Lincoln'den bu yana tefeciliğe karşı ilk hücum olarak görmeye başlar. 1940'ta, Mihver ülkelerine karşı savaşa muhalefet gruplarına yardım için gittiği ABD turundan döndüğünde, İtalya'da radyo çalışmaları yapar. Amerikan saati adlı programları 1941'de başlar. Pound kendisini bir Amerika yurtseveri olarak gördüğünden, Japonların Pearl Harbor hücumundan sonra ABD'ye geri dönmek istese de Amerikan Başkonsolosluğu buna mani olur. Hiçbir geliri olmadığından, radyo çalışmalarına devam eder ve tüm gücüyle Roosevelt yönetimine hücum eder; hücumları ekonomik olmakla beraber, belirli bir sanat ve kültür eleştirisini de içerir. Mussolini'nin katledilmesinden iki gün sonra Pound, Amerikan askeri güçlerine teslim olmaya çalışmasına rağmen İtalyan partizanlar tarafından tutuldu. Büyük bir ihtimalle, kendisinin de katledileceğine inanmış olmalı; cebine Konfüçyus'la ilgili bir kitap alır. Bunun yerine, Pisa'da bulunan bir Amerikan kampında, tabanı betondan, tüm gece aydınlanan, demir bir kafes içerisine hapsedilir. Pound fiziken yıkılır ve bir sağlık merkezine yollanır; burada Pisan Cantosları üzerine çalışmak için izin elde eder. Aynı yıl Washington'a yollanır ve hapsedilir. 1943'te Pound, ABD'ye ihanetten suçlanır. Hemingway, eski dostunun savaştan sonra, geleceğinden endişe ederek, delilik savunması yapmanın mümkün olduğunu ileri sürer; bu fikir, Pound'un, Amerikan hükûmeti nezdinde ilişkileri olan yakın dostları tarafından kabul edilir. Diğer bir grup ise Pound'un ölümle cezalandırılmasından yanaydı. Fakat daha sonra deli olduğu kabul edilerek, St Elizabeth, katiller için akıl hastanesine kapatılır. Burada edebi çalışmalarına devam eder; çevirdiği 300 Çin şiiri 1954 yılında Harvard'da yayınlanır. 1950'li yılların ortasına doğru, birçok etkin sanatçı ve aydın, serbest bırakılması için kampanya başlatmışlardı. 1953 yılında, Pound henüz kesin ve yasal bir teşhise tâbi tutulmamıştı. Adalet Bakanlığının yaptığı tetkiklere göre, sadece kişilik sorunları vardı. 13 yıl hapis yattıktan sonra, 18 Nisan 1958 yılında, vatan hainliği ile ilgili suçu terk edildi. Aynı yıl, 30 Haziran'da İtalya'ya geri döndü ve Napoli'ye vardığında gazetecilere faşist selamı verirken, ''Tüm Amerika bir tımarhaneden ibaret'' dedi. Cantos eserine devam ederken, eski faşist dostlarıyla ilişkilerini sürdürdü. Amerikan diplomasisinin tüm kınamalarına rağmen, radyo ve gazetelere verdiği her söyleşide Amerikan sistemini eleştirdi. 1972 yılında Venedik'te hayata gözlerini yumdu. 1949'da Bollingen Şiir Ödülü'nü almıştır. Batı sanat ve kültürünü her yanıyla inceleyen Pound, klasik İlkçağdan Çin ve Japon şiirine ilgi göstermiş, bunlardan esinlenerek şiire yeni olanaklar ve zenginlikler kazandırmıştır. Pound aynı zamanda D.H. Lawrence gibi yeni yeteneklerle birlikte ressam ve eleştirmen Wyndam Lewis gibi yazarları yayınlayan English Review ile ilişki kurar. 1911 yılında New Age dergisinde yenilikçi yazı kampanyasını başlatır. Pound için, yüzyılın şiiri ciddi, direkt, coşkusallıktan kurtulmuş denilir.