“Gerçekte iki dünyayı birbirinden ayıran duvar diye bir şey yoktu. Eğer varsa da, derme çatma, kartonpiyerden bir duvardı bu. Şöyle bir yaslansam diğer tarafa devrilecekti belki de. Ya da diğer taraf içimize gizlice sızmıştı da biz fark etmemiştik.”
Japon edebiyatının ödüllü yazarlarından Haruki Murakami’nin 2004 yılında yazdığı kitabı.
Roman Tokyo’ da bir gecede geçen olayları anlatıyor. Gece 23:55’te başlıyor ve sabah 6:55’ te bitiyor. Üniversiteli bir genç kızın ailesinden habersiz geceyi dışarda geçirmesiyle başlıyor ve gece boyu farklı karakterlerle karşılaşıyor. Oldukça esrarengiz bir hikayesi var. Kitaba ara verdiğinizde acaba şimdi ne olacak diye de merak ettiriyor.
Murakami bu kitabında olayları, mekanları, nesneleri ve kişileri fazlasıyla ayrıntılı tasvir etmiş. Kitabı okurken zihninizde canlanıyor resmen. Esrarengiz bir film izledim desem yeridir.
Fakat kitap hiç umduğum gibi bitmedi. Olaylar açıkta kaldı. Sanki filmin 2. Bölümünü de çekeceklermişte özellikle böyle bırakılmış gibi hissettiriyor insana. Sanırım okuyucunun tamamlaması için bu şekilde bitirilmiş.
Esrarengiz olayların dışında hikâyede dikkat çeken bir vurgu var: Aynı ailede büyüyen iki kız kardeşin ne kadar farklı iç dünyalara sahip olabileceği. Sevgi ve ilgi eşit dağılmış olsa bile, her çocuk farklı bir anlam çıkarabiliyor. Aynı evin içinde bambaşka yalnızlıklar yaşanabiliyor. Bu noktada Dr. Gabor Mate’ yi hatırlamamak elde değil.
Muhteşem bir kitap diyemem ama kötü de değil kesinlikle. Yazım dili ve anlatış şeklini beğendiğim için Haruki Murakami’nin diğer kitaplarını da okuyacağım.