Puan vermedi·455 syf.····Okunma: 16 Ağustos 2025 16:26 Meiji dönemi japonyasinda bir ogretmenin adı bile olmayan bir kedisinin gözlem ve anlatımıyla dönemin toplumsal yapısını, insanların kendi aralarındaki ilişkilerinin nasıl çıkarlar üstüne dayandığının hikayesi.
Kedinin bir adı olmasa da insan mefhumuna dair bilgeliği sıradan insanın bilgisini aşıyor. Belki de bilgeliğin gerçek tanımı insanlıktan arinmaktir. Nietzsche'nin üst insan kavramıyla olaya baktığımızda üst insan toplumun değer yargılarından sıyrılıp kendi içinde yarattığı değer yargıları ile yaşamaktadır. Bu noktada toplumun değer yargılarından arınmış bir bilgeye hala "insan" denir mi? İnsan olma hali yuceltilecek bir şey mi?
Japonya'nın toplumsal restorasyon çalışmalarının arttığı bu donemde uygarlasma ve batılılaşma çok kez bir spiral gibi iç içe geçiyor. Türkiye'nin modernleşme sürecinde de aynı hikaye kendini var ettim dahası 1920lerde zirve yapan bu tutum geldiğimiz 2025 yılında hala canlılığını sürdürmekte. Özgün ve özgül olmanın itibarsizlastirildigi, taklidin onore edildiği zihinsel hir kavrayisa sürüklendik. Bilim, hukuk ve benzeri alanlarda modern dünya kurallarının baz alınması ile ilgili bir sorunum olmasa da bunların doğrudan doğruya kültürel bir asimilasyon yaratmasının sorun teşkil ettiği kanısındayım. Kitap sıklıkla tüm bu durumlar üstüne felsefi bir düşünüşe itmekte.
Meiti, keçeli bir dağ, donay efendi, hapşırık efendi... Farklı insanalr üzerinden hayatı kavrayış biçimleri irdelenirken sıklıkla hapsuruk efendinin yani kedinin "efendisinin" olaylar karşısında pasifist, adeta sadece bir gözlemci kalması " tek bir hayatımız var ve o hayatin başrolü olmak zorundayız." Hissiyatıni uyandırıyor.