Her şeyi mazeret ve açıklama olarak görmeye hazırdım; dünyanın ideallerine son ihaneti bile. Sadece tek bir şeyi anlayamadım: Bana karşı günah işlemeni. Bir dolandırıcı, bir hırsız gibi kaçtın; daha birkaç saat önce yukarıda şato'da uzun yıllar boyunca gündüz ve bazen de gece saatlerini sadece ikizlerin, doğanın bir cilvesi sonucu yaşamda ve ölümde birbirine bağlanmış bu tuhaf varlıkların bildiği bir güven ve kardeş yakınlığı içinde geçirdiğimiz yerde bizimle, Krizstina ve benimle beraberken sonrasında kaçtın. Bilirsin, ikizler yetişkin olduklarında bile, uzaktan bir bile birbirlerinin her şeyini bilirler. Tuhaf bir doğa kanunu onlara aynı anda hastalanmalarını emreder ve aynı hastalığa yakalanmalarını; biri Londra'da diğeri uzaklarda yabancı bir ülkede yaşıyor olsa bile. Birbirleriyle konuşmazlar, birbirlerine yazmazlar, farklı şartlarda yaşarlar, farklı beslenirler aralarında binlerce kilometre vardır. Fakat yine de otuz ya da kırk yaşında aynı hastalığa yakalanırlar, safra kesesi ya da apandisit; hayatta kalma şansları da aynıdır. İki beden anne karnındaki gibi birbirine bağlıdır. Aynı insanları sever aynı insanlardan nefret ederler doğada bu görülür. Sık değil fakat belki genelde sanıldığı kadar seyrek de değil. Zaman zaman dostluğun böyle bir bağ olduğunu bile düşündüm. ikizlerin kader birliği gibi. eğilimler, duygudaşlık, zevkler, mizaç ve kültürden oluşan garip bir kimlik iki insan aynı kaderde birleştirir. Biri diğerine ne yaparsa yapsın, ortak bir yazgıları vardır. Biri diğerinden kaçsa da birbirleri hakkında esas olanı bilirler. Biri yeni bir dost ya da sevgili edinse bile diğerinin yazılı olmayan gizli iznini almadan bu ortaklıktan kurtulamaz.