Birbirlerinin her şeyini biliyorlardı, anne çocuktan da öte, karı kocadan da öte. Onları birbirine bağlayan ortaklık, her tür bedensel yakınlıktan daha mahremdi. Bunun sebebi belki anne sütüydü. Belki Nini'nin Generali doğumundan, doğduğu andan, her insanın dünyaya geldiği gibi kan ve dışkı içinde ilk gören olmasıydı. Belki de aynı çatı altında, aynı yemekleri, yiyerek aynı havayı teneffüs ederek birlikte geçirdikleri yetmiş beş yıldı. Evin küflü havası, pencerelerin önündeki ağaçlar, bütün bunlar ortaktı. Ve bütün bunların adı konulamazdı. Kardeş ya da iki aşık değillerdi. Fakat başka bir tür daha vardı ve onlar bunu belli belirsiz hissediyorlardı. Anne karnındaki ikizler arasında bulunan bağdan daha güçlü ve yakın bir akrabalıktır bu. Hayat onların gecelerini ve gündüzlerini birbirlerininkine karıştırmıştı; birbirlerinin bedenini Bildikleri gibi rüyalarını da biliyorlardı.
Hikaye doktor Breur'a gelen bir mektupla başlıyor "son derece acil bir sorun için sizi hemen görmem gerekiyor. Alman felsefesinin geleceği sallantıda."
Aslında Nietziche'den bahsederken sadece Alman felsefesini değil tam olarak felsefenin kendisini konuşmamız gerekir. Nietzche, felsefe tarihinde tartışılmaz bir yeri olan önemli bir figür ve tıp tarihinde ve psikoterapi de çok önemli bir yeri olan Doktor Brueur. Bu ikisinin gerçek hayatta yan yana gelip gelmediği muamma ama psikoterapinin bugün en büyük otoritelerinden biri olan yalom bu ikisini bir araya getirerek insanın en önemli sorunlarından biri olan anlam sorununu ve insanın ruhsal iyileşmesi üzerine çarpıcı bir eser ortaya koymuş. Kitabı okurken kendi psikolojik dünyanıza zengin felsefi sorularla derin bir yolculuğa çıkıyorsunuz. kendi içine yönelmek isteyen kendi ile ilgili soruları ve sorunları olan herkese tavsiye edebileceğim, cevaplardan çok soruların önem kazandığı bir hikaye.
Yalom bu kitap icin her ne kadar fazla tevazu gosterip edebi bir kitap olmadigini bu acidan noksanlarla dolu oldugunu soylese de edebi diliyle de son derece basarili bir psikoterapi kurmacasi.
Şu sıra okuduğum Nietziche Ağladığında kitabında geçen "ne kadar saçma görünürse görünsün, orada bir yerde ayrı, bilinçdışı bir zeka olmalı. Eminim. " Cümlesi bana Stevenson'ın Dr Jekyll and Mr Hyde kitabından bir cümleyi anımsattı: R. L Stevenson "bilinç gözüken sığ bir yüzeydir. Onun altında ise sürekli akan, karanlık ve kontrol edilemeyen bir nehir vardır. "
stevenson'ın bu tabiri kullandığı 1886 yılında modern bilim hrnüz bilindışı, bilinçaltı kavramlarını tanımlayamamıştı. Bu da bize sanatın her zaman bilimin önünde yürüyen, bilime meşale olma misyonunu gösterir. Tıpkı jules Verne'ün aya seyahat edilmeden uzun yıllar önce Ay'a Seyahat kitabını yazmasında olduğu gibi.