İvo Andric'in Drina Köprüsü'ndeki gibi bir yerin -bu kez bir elma bahçesinin- birkaç yüzyılda olanlara şahitliği. ölümler, yaşamlar, yaşama biçimleri katman katman işlenen öyküde her dönemin kendine has dil ve üslupları ustalıkla işlenmiş. Dönemler değişse de insanı insan yapan şeyler; aşk, ihtiras, nefret, sevgi her daim kendine bir yer bulmuştur. Tıpkı ilk insandan bugüne değin insanın hikayesinde olduğu gibi. Kuzey ormanlarında Mason'ın insanın hikayesini anlattığını söylemek yanlış olmaz ve tabii doğanın. Orman ve ormana dönüştürülmüş elma bahçesi... Bir elmanın peşinden cennet gibi bir ormanın cesetlerle cehenneme dönüşmesi gibi. İradesi olmayan elma iradesi olanları kendi idaresine aldı. Adem ve havvaya yaptığı gibi. Cennetten kovulanlara cennet gibi bir ormanı cehenneme dönüştüren elma. Çünkü unutulmamalıdır İnsan doğayı ne kadar tahrip etse de sonunda doğa hakkını geri alır.
Mason'ın tabiriyle
"Yemyeşil yüzeyinde ince kan kırmızı damarlar vardı. Kahverengiye çalan soluk çizgileri, zayıf ışıkta havaya kaldırıldığımda renk değiştiriyor gibi görünen pembelliği vardı. Isırdığımda önce damağımın derinliklerinde Limon Çiçekleri kadar hafif bir tat belirdi, lezzetten çok bir kokuyu tattığımı hissettim, sonra ikinci bir dalga ağzımın içinde şurup gibi yayılmaya başladı. Bu da neydi böyle merak ettim. Elbette bir elmaydı, her bakımdan bir elma Ama daha önce hiç böylesini yememiştim. Daha önce kimse böylesini yememişti. S 52"